Dijital Bilinçdışı
Big Data muhtemelen farkında olmadığımız isteklerimizi görünür hale getirir. Belli bir durumda bilincimizin dışında kalan eğilimler geliştiririz. Neden aniden belli bir ihtiyacın belirdiğini genellikle bilmeyiz. Hamileliğin belli bir haftasında bir kadının canının belli bir ürünü çekmesi, bilincine bağlı olmayan bir korelasyondur. O ürünü alıverir, nedenini bilmeksizin. Öylesine. Bu "öylesine'', Freud'un bilinçli Ego'dan saklı olan id'ine psişik bir yakınlık gösterir muhtemelen. Bu şekilde ele alındığında Big Data id'den, psikopolitik anlamda sömürülebilecek bir Ego oluşturacaktır. Big Data eylem ve eğilimlerimizin bilinçdışı alemine nüfuz etmeyi sağlayacak olursa ruhun derinliklerine el atan ve onu sömüren bir psikopolitika tahayyül edilebilir.
Walter Benjamin film kamerasının "optik bilinçdışı"nda olanı erişilebilir kıldığını söylemişti: "Yakın çekimde mekan genleşir, yavaş gösterimdeyse zaman. ... Bu da kameraya hitap eden doğanın göze hitap edenden farklı olduğunu somut bir şekilde gösterir. Bu fark da her şeyden önce bilinçli bir insan tarafından yoğrulan mekanın yerini bilinçsiz olarak yoğrulan bir mekanın almasındadır. ... Çakmağa ya da kaşığa hiç düşünmeden elimizi atmayı biliriz, ama metal ile el arasında aslında neler olup bittiği ve hele bunun içinde bulunduğumuz çeşitli ruh durumlarıyla nasıl değiştiği hakkında hemen hiçbir bilgimiz yoktur. İşte bu noktada kamera yardımcı araçlarıyla, dalış ve yükselişleriyle, kesinti ve yalıtmalarla, süreci yavaşlatma ya da hızlandırmayla, büyütme ve küçültmeyle devreye girer. Optik bilinçdışından ancak kamera sayesinde haberdar oluruz, tıpkı dürtüsel bilinçdışından psikanaliz sayesinde haberdar olduğumuz gibi."
Big Data ile film kamerası arasında benzerlik kurulabilir. Böylelikle veri madenciliği dijital büyüteç olarak görev yaparak insan eylemlerini büyütecek ve bilinçle yoğrulmuş eylem alanının ardında bilinçsiz olarak yoğrulan bir eylem alanını erişilir kılacaktır. Big Data'nın mikrofiziği bilincin dışında yer alan actomları, yani mikro-eylemleri görünür hale getirecektir. Aynca Big Data kişinin birey olarak farkına varmadığı kolektif eylem örüntülerini de açığa çıkarabilir. Böylelikle de kolektif bilinçaltı erişilebilir hale gelecektir. "Optik bilinçdışı"na benzer olarak mikrofizik ya da mikropsişik ilişki ağına dijital bilinçdışı denebilir. Bu durumda dijital psikopolitika kitlelerin davranışına bilincin ulaşamadığı bir düzeyde hakim olabilecektir.
Big Deal: Büyük İş
Big Data bugün karşımıza sadece Big Brother olarak değil aynı zamanda Big Deal* olarak da çıkıyor. Big Data öncelikle büyük bir ticarettir. Kişisel veriler eksiksiz bir şekilde ticarileştirilir ve paraya çevrilir. Günümüzde kendilerine ekonomik olarak sömürülebilecek veri paketleri olarak davranılan insanların ticareti yapılır. Böylelikle insanlar bizzat meta haline gelir. Big Brother ve Big Deal ittifak kurar. Gözetleme devleti ve pazar bir hale gelir.
Veri şirketi Acxiom üç yüz milyon ABD vatandaşının, yani neredeyse nüfusun tamamının kişisel verileriyle ticaret yapmaktadır. ABD vatandaşları hakkındaki bilgisi FBI'ınkinden daha fazladır. Acxiom insanları 70 kategoriye ayırır. Kataloglarında insanlar meta gibi sunulur. Burada her ihtiyaca göre satılık bir şey mevcuttur. Düşük ekonomik değere sahip insanlar waste, yani "çöp" olarak tanımlanır. Pazar değeri yüksek tüketicilerse shooting star** grubunda yer alır. 36-45 yaş grubundaki bu "hedef kitle" dinamik, sabahlan koşmak için erken kalkan, evli ama çocuksuz, gezmeyi seven ve Seinfeld dizisini seyreden insanlardan oluşur.
Big Data yeni bir dijital sınıflı toplumun oluşmasına yol açar. "Çöp" kategorisindeki insanlar en alt sınıfı oluşturur. Derecesi kötü olan insanların kredi talebi reddedilir. Böylece panoptikonun yanında bir de "Bannoptikon"*** ortaya çıkmıştır. Panoptikon, sistemin içindekileri gözetler. Bannoptikonsa sisteme yabancı ya da düşman gördüklerini istenmeyen kişiler olarak saptayarak bunları dışarıda bırakan bir aygıttır. Klasik Panoptikon disipline etmeye yarar. Bannoptikon ise sistemin güvenliğini ve verimliliğini sağlar.
Dijital Bannoptikon ekonomik olarak değersiz insanları çöp olarak sınıflar. Çöp kendisinden kurtulunması gereken bir şeydir: "Bunlar fazlalıktır, insan çöpüdür, toplumun atılmışlandır - tek kelimeyle: atıktırlar. 'Atık' işe yaramazlığın ta kendisidir; kullanılabilecek hale getirilemeyecek ne varsa hepsi 'atık yığınına' gider. Atık, yararlı bir şekilde kullanılabilecek mekanları işgal etmekte, kirletmektedir. Bannoptikonun en önemli görevi, atıkların 'değerli' ürünlerden ayrılıp çöplüğe taşınmak üzere bir kenara konmasını sağlamaktır."
Unutmak
İnsan hafızası zorunlu olarak unutmayı içeren bir anlatı, bir öyküdür. Dijital hafızaysa eksiksiz bir toplama ve yığma. Kayıtlanmış veriler sayılabilir (ziihlbar) ama anlatılamaz (erziihlbar). Kaydetme ve tekrar yükleme, bir anlatım süreci olan hatırlamadan temelde farklılık gösterir. Otobiyografi de hatırlananların anlatı niteliğinde yazılışıdır. Buna karşılık "Timeline" (zaman çizelgesi) hiçbir şey anlatmaz. Olayların ve enformasyonların sayılışı ve birbirine eklenmesinden ibarettir.
Hafıza, farklı zaman dilimlerinin birbirleri içine geçtiği ve birbirini etkilediği dinamik, canlı bir süreçtir. Sürekli olarak yeniden yazılır, yeniden karılır. Freud da insan hafızasını canlı bir organizma olarak görür: "Bildiğin gibi psişik mekanizmamızın, hafıza izlerinden oluşan mevcut malzemenin yeni ilişkiler doğrultusunda yeniden düzenlenmesi, yeniden yazılması sonucu tabakaların üst üste dizilmesiyle oluştuğu varsayımıyla çalışıyorum. Yani benim teorimde asıl yeni olan, tek bir değil, birbirinden farklı im türleriyle kaydedilmiş çok sayıda hafızanın mevcut olduğu iddiası." Yani hep aynı kalan ve aynı biçimde yeniden yüklenen tek bir geçmiş yoktur. Dijital hafıza duyarsız, neredeyse ölememiş**** şimdi noktalarından oluşur. Canlılığın zamansallığını oluşturan genleşmiş zaman ufkundan yoksundur. Bu dijitalleşmiş hayatın canlılığını yitirmesine yol açar. Dijitalin zamansallığı bir ölememişin zamansallığıdır.
Ruh
Big Data mutlak bilgi izlenimi verir. Her şey ölçülebilir ve nicelik olarak ifade edilebilir. Şeyler şimdiye kadar gizli kalmış korelasyonlarını ifşa eder. İnsan davranışı da böyle önceden kestirilebilir hale gelmelidir. Yeni bir bilgi çağı ilan edilir. Korelasyon nedenselliğin yerini alır. "Niye" yerini "böyle işte"ye bırakır. Gerçekliğin veri güdümlü niceliklendirilişi ruhu bilgiden dışarı atar.
Big Data'nın vaat ettiği mutlak bilgi, ruhun filozofu Hegel'in gözünde mutlak cehalet olurdu. Hegel'in Mantık'ı bilginin mantığı olarak okunabilir. Buna göre korelasyon bilginin en ilkel düzeyini temsil eder. A ile B arasındaki güçlü bir korelasyon, A'da bir değişiklik olduğunda B 'de de bir değişiklik olur, der. Ne denli güçlü olursa olsun korelasyonda bunun neden böyle olduğunu bilmeyiz. Böyledir işte. Korelasyon bir zorunluluk değil, olasılık ilişkisidir. A sıklıkla B ile birlikte ortaya çıkar, der. Nedensel ilişki bu anlamda korelasyondan farklıdır. Temel özelliği zorunluluktur: A, B 'ye neden olur.
Nedensellik bilginin en üst düzeyi değildir. Etkileşim, nedensellik ilişkisinden daha karmaşık bir ilişkidir. A ile B 'nin birbirini belirlediğini ifade eder. A ile B arasında zorunlu bir bağlantı vardır. Ama etkileşim aşamasında bile A ile B arasındaki bağlantı henüz kavranmamıştır. "Eğer verili bir içeriğe salt etkileşim açısından bakma düzeyinde kalırsak bu gerçekten de tamamen kavramdan yoksun bir davranış olur."
Ancak "kavram" bilgiyi ortaya çıkarır. Kavram, A ile B 'yi kendi içinde kavrayan ve onların kendisi üzerinden kavrandığı C 'dir. A ve B 'yi kapsayan ve kendisinden kalkılarak A ile B arasındaki ilişkinin temellendirilebileceği daha üst düzeydeki bağlantıdır. Böylelikle A ve B, "bir üçüncünün, daha üst düzeyde bir şeyin anlan"dır. Bilgi ancak kavram aşamasında mümkündür: "Kavram bizzat şeylerin içinde yer alandır, oldukları şey olmalarını sağlayandır, bu yüzden de bir nesneyi kavramak, kavramının bilincine varmak demektir." Ancak her şeyi kapsayan C kavramından hareketle mümkündür A ile B arasındaki korelasyonun tümüyle kavranışı. Bu yüzdendir ki Big Data ancak oldukça basit bir bilgi sunabilir: kendilerinde hiçbir şeyin kavranmadığı korelasyonlar. Big Data kavramdan ve ruhtan yoksundur. Big Data' nın vaad ettiği mutlak bilgi mutlak cehaletle çakışır.
Kavram, anlarını kendi içine alan (ein-schlieBt) ve kavrayan (ein-begreift) bir birimdir (Einheit). İçinde her şeyin kapsandığı (inbegriffen) çıkarım (Schluss) biçimine sahiptir. "Her şey çıkarımdır", "her şey kavramdır" demektir. 18 Mutlak bilgi mutlak çıkarımdır. "Mutlak'ın tanımı", "çıkarım" olduğudur. 19 Sürekli ekleme/toplama (Addition) tek başına bir çıkarıma varmaz. Çıkarım da zaten bir ekleme değil, bir anlatıdır (Narration). Mutlak çıkarım bir sonraki eklemeyi dışarıda bırakan (ausschlieBt) bir şeydir. Anlatı olarak çıkarım, eklemenin karşıtıdır. Big Data salt eklemecidir ve asla bir çıkarıma (Schluss) ya da sonuca (Abschluss) ulaşmaz. Big Data'nın ortaya çıkardığı korelasyon ve eklemelerin aksine teori anlatımsal bir bilgi biçimini temsil eder.
Ruh, parçaların anlamlı bir şekilde aşılmış olduğu (aufgehoben) bir çıkarım, bir bütünlüktür. Bütünlük bir çıkarım biçimidir. Ruh olmazsa dünya dağılarak salt eklemeler yığını haline gelir. Her şeyi içinde toparlayan toparlanmışlığını (Sammlung) ve içselliğini oluşturan ruhtur. Teori de parçalarını kendi içinde kavrayan ve içine alan/ içeren bir çıkarımdır. Chris Anderson'un duyurusunu yaptığı "teorinin sonu" sonuçta ruha veda demektir. Big Data ruhu çürütür. Salt veriyle beslenen beşeri bilim aslında artık beşeri bilim değildir.***** Bütünlüğe ulaşmış veri bilgisi ruhun sıfır noktasındaki mutlak cahilliktir.
Mantık Bilimi'nde Hegel "akılcı her şey bir çıkarımdır" der. Çıkarım Hegel'in gözünde bir biçimsel mantık kategorisi değildir. Bir sürecin başı ve sonunun anlamlı bir bağlantı, anlam oluşturan bir birlik meydana getirmesi durumunda ortaya çıkar. Bu nedenledir ki, salt eklemenin aksine, anlatı bir çıkarımdır. Bilgi bir çıkarımdır. Ritüel ve seremoniler de çıkarım biçimleridir. Anlatısal bir süreci temsil ederler. Bu anlamda kendi zamanları, ritimleri, ölçüleri vardır. Anlatı olmak sıfatıyla hızlanmanın dışında kalırlar. Çıkarım biçimlerinin tümünün harap olduğu yerde her şey dayanaksız bir şekilde dağılır. Her şeyi kapsayan hızlanma, her şeyin ekleme haline gelmiş olduğu, her türlü anlatı gerilimini, dikey gerilimi yitirmiş bir dünyada gerçekleşir.
Günümüzde bizzat algı, sonsuz dijital ağda oradan oraya atladığından, çıkarsamaya varmaktan acizdir. Kendini tümüyle dağıtmıştır. Çıkarsamayı düşünce dolu (kontemplativ) bir oyalanma becerebilir sadece. Gözleri kapamak (schlieBen) çıkarsamayı temsil eden bir harekettir. Resimlerin ve enformasyonun hızla değişimi gözleri kapamayı, düşünce dolu bir çıkarsamayı imkansız kılar. Akılcı her şey bir çıkarsamaysa Big Data çağı akıldan yoksun bir çağdır.
Olay On yedinci yüzyılda icat edilmesinin ardından istatistiksel yöntem bilimciler, kumarbazlar, şairler ve filozoflar tarafından aynı ölçüde heyecanla karşılandı. Hepsi büyük bir coşkuyla yeni keşfedilmiş olan istatistiksel olasılık ve kurallılığın cazibesine kapıldılar. Bu coşku Big Data ile bir karşılaştırma yapmamıza imkan tanıyor. O zamanlar bu coşku insanların dünyanın tesadüfiliğine karşı tanrısal inayete tekrar güven duymaya başlamalarını sağladı. John Arbuthnot'un 18. yüzyılda nüfus istatistiği üzerine yazmış olduğu deneme şu başlığı taşıyordu: An Argument for Divine Providence, takenfrom the Regularity observ'd in the Britisch Births of both Sexes.****** Hatta filozoflar erkek doğumlarının istatistiksel olarak ortaya çıkan fazlalığının ilahi öngörünün tecellisi olduğuna inanmış, savaşı haklı göstermişlerdi.
Kant da yasallığı ortaya koyma imkanı sağlayan istatistiksel hesaplamanın çekiciliğine kapılarak onu tarihin teleolojik incelenmesine dahil eder. Bir yandan iradenin özgürlüğünden yola çıkar, öte yandan aynı anda onu sınırlar. Özgür iradenin görünümleri, yani insan eylemleri, tıpkı diğer doğa olayları gibi genel doğa yasaları tarafından belirlenmiştir. İnsan iradesinin özgürlüğünün oyunu "büyük ölçekte" incelenecek olursa bir yasaya bağlı olma durumu saptanabilir. Tek tek öznelerin eylemleri ne denli kuralsız görünürse görünsün, tür göz önüne alındığında "temeldeki potansiyellerin, her ne kadar yavaş olsa da, sürekli bir gelişimi" göze çarpar. Bundan sonra Kant istatistiksel rakamlara işaret eder: "Evlilikler ile bunlardan olan çocuklar, ölümler, insanın özgür iradesi bunlarda büyük bir rol oynadığı içindir ki, sayılarını önceden hesaplamayla belirleyebilmemizi sağlayan bir kurala bağlı değil gibidirler. Ama büyük ülkelerdeki yıllık dökümler bunların pekala istikrarlı doğa yasaları uyarınca gerçekleştiğini kanıtlar, tıpkı tek tek her birinin ortaya çıkışı önceden kestirilemeyen ama bir bütün olarak bitkilerin büyümesini, nehirlerin akışını ve diğer doğa olaylarını sabit, kesintisiz bir süreç olarak korumaktan geri durmayan istikrarsız hava koşulları gibi. Tek tek insanlar, hatta toplumlar, her biri kendi doğrultusunda, çoğunlukla da birbirine karşıt tarzda, kendi niyetlerinin peşinden giderken, farkında olmadan doğanın hiç bilmedikleri niyetini tıpkı bir kılavuzu izler gibi izlediklerini ve bu niyetin gerçekleşmesine çaba gösterdiklerini pek düşünmezler."
Birinci Aydınlanma esas olarak istatistiksel bilgiye duyulan inançla bağlantılıdır. Rousseau'nun volonte generale 'i -genel irade- istatistiksel bir matematik işleminin sonucudur. Genel irade hiçbir iletişim olmaksızın oluşur. İstatistiksel ortalama değerlerden ortaya çıkar. "Toplu irade ile ortak irade arasında hatırı sayılır bir fark vardır genellikle; ikincisi sadece ortak çıkara bakar, ilkiyse özel çıkara, ve özel iradelerin toplamından başka bir şey değildir. Ama bunlardan, birbirlerini götüren şu fazlayı ve şu eksiği bir kenara ayıracak olursak farkların toplamı olarak geride ortak irade kalacaktır."
Rousseau genel iradenin tespitinin iletişime ihtiyaç duymadığını, hatta iletişimi dışarıda bırakması gerektiğini açıkça vurgular. İletişim istatistiksel nesnelliği çarpıtacaktır. Bu nedenle Rousseau siyasi parti ve derneklerin kurulmasını yasaklar. Rousseau'nun demokrasisi söylem ve iletişim içermeyen bir demokrasidir. Bu istatistiksel yöntem nicelik ile hakikatin bir sentezini oluşturur. Bir yönetimin iyi olduğunu nereden anlayacağımız sorusuna Rousseau biyopolitik bir cevap verir. Soruya ahlaki açıdan yaklaşmaktan kaçınır. Siyasi birliğin amacı kendisine dahil olan bireylerin idamesi ve refahından başka bir şey değildir. Bunun da en sağlam belirtisi nüfus artışıdır. En iyi yönetim hiç şüphesiz ki yurttaşlarının sayısının "durmadan arttığı" yönetimdir. Bu nedenle Rousseau şöyle seslenir: "İstatistikçiler, şimdi sıra sizde: Sayın, ölçün, karşılaştırın."
Günümüzdeki Big Data coşkusu 18. yüzyıldaki çabucak sönen istatistik coşkusunu andırıyor en çok. İstatistik 18. yüzyılın Big Data'sı sayılabilir. O zamanlar istatistiksel akla karşı, özellikle romantizm cephesinden bir direniş başlamakta gecikmemişti. Ortalamadan ve normallikten tiksinme romantizmin temel eğilimidir. İstatistiksel olarak olası olanın karşısına tekil, olasılık dışı, aniden beliren çıkarılır. Romantizm istatistiksel normalliğe karşı garip, anormal ve aşın olanı geliştirmiştir.
İstatistiksel akla duyulan bu tiksintiyi Nietzsche de paylaşır: "İstatistik, tarihin yasaları olduğunu kanıtlar. Hatta kitlenin ne derece adi ve iğrenç derecede birörnek olduğunu kanıtlar. Bir kez Atina'da istatistik yapmış olsanız görürdünüz! Farkı hissederdiniz! Kitle ne denli düşük ve bireysellikten uzaksa istatistik yasası o denli güçlüdür. Daha incelikli ve asil öğelerden oluşması durumundaysa yasa güme gider. Yukarılarda, yüce ruhların söz konusu olduğu durumda ise hesap falan yapamazsınız: Örneğin büyük sanatçılar ne zaman evlenmiştir! Burada bir yasa aramaya kalkanların hiçbir şansı yoktur. Demek ki tarihte yasaların mevcut olması ölçüsünde bu yasaların bir değeri yoktur ve tarihin (Geschichte), yani olmuş olanın (was geschehen ist) hiçbir değeri yoktur." İstatistik (Statistik) "tarih sahnesinde eylemde bulunan büyük şahıslan değil, sadece figüranları (Statisten) ele alır". Nietzsche "tarihte önemli ve asıl olanın büyük kitle hareketleri olduğunu savunan ve bütün büyük adamları sadece en belirgin dışavurumlar, adeta akıntıda belirgin hale gelen kabarcıklar olarak gören" tarih anlayışına karşı çıkar.
Nietzsche'nin gözünde istatistiğin sayıları insanın bir sürü hayvanı olduğunu, "insanların aynılaşmasının arttığı"nı kanıtlar sadece. Bu hizaya gelme günümüzün şeffaflık ve enformasyon toplumunun da karakteristik özelliğidir. Her şeyin hemen görünür olması gerektiğinde sapma neredeyse imkansızdır. Şeffaflık ötekini, yabancıyı, sapkını ortadan kaldıran bir uyum baskısı doğurur. Big Data esas olarak toplu davranış kalıplarını görünür kılar. Bizzat Dataizm aynılaşmanın artmasını güçlendirir. Veri madenciliği temelde istatistikten farklı değildir. Ortaya koyduğu korelasyonlar istatistiksel açıdan olası olanı sergiler. İstatistiksel ortalama değerler hesaplanır. Yani Big Data eşsizliğe, biricikliğe kapalıdır. Olaya kördür. İstatistiksel açıdan olası olan değil, olası olmayan, tekil, olay belirleyecektir tarihi, insanın geleceğini. Bu anlamda Big Data geleceğe de kördür.
* Büyük İş", küçümseyici olarak "çok matah!" anlamında da kullanılır. -ç.n.
** Meteor ve çuha çiçeği anlamına gelen bu ifade parlayan, ön plana çıkan, sivrilen varlıklar için kullanılır. -ç.n.
** Bu kelimenin kökenindeki Almanca der Bann, "ihraç, yasak" anlamına geliyor. -ç.n.
*** Alın. Untoter. Popüler örneğini Zombiler şeklinde gördüğümüz, ölmüş olduğu halde canlılar arasında dolaşan varlık. -ç.n.
**** Beşeri bilimlerin Almanca karşılığı olan Geisteswissenschaften 'ın kelime anlamı "ruh bilimleri"dir. -ç.n.
***** "Her iki cinsten İngilizlerin doğumlarında gözlenen düzenlilikten yola çıkan, ilahi inayet lehinde bir sav." -ç.n.