Nietzsche'nin "üstinsan" ve "güç istenci" kavramları, çağdaşları için güçlü bir zemin, bir doku bulma çabalarının ifadesidir. Nietzsche'nin nihilist, din düşmanı, ahlak düşmanı olduğu yönündeki yaygın görüşler ve diğer görüşlerin de neredeyse hepsi külliyen yanlış anlamadır. Bu yanlış anlamalar, yalnızca Nietzsche'nin kendisinin anlamını değil, Nietzsche'nin gün ışığına çıkardığı ve çağrı yaptığı dünyayı da görememekten kaynaklanır.
Nietzsche kişinin sadece laboratuarda değil kendi deneyimlerinde de hakikatin tamamı üzerinde deneyler yapmasını savunmuştur; her hakikat şu soruyla yüzleştirilmelidir: "Kişi bunu yaşayabilir mi?" "Tüm hakikatler," der Nietzsche, "bana göre kahrolası hakikatlerdir." Bu noktanın ardından meşhur cümlesi gelir: "Hata korkaklıktır." Entelektüel dürüstlüğe yabancı kaldıkları için azarladığı dini liderleri, "deneyimlerini bilgi adına" asla "bir vicdan meselesi olarak" görmemiş olmakla suçlar. "Ben gerçekte ne deneyimledim?" "O sırada bende ve çevremde ne oldu?" "Aklım yeterince keskin miydi?" "İstencim tüm aldatmacalara karşı durabildi mi?.." Hiçbiri bunları sorgulamadı... "Oysa bizler, akla aç insanlar, yaşadığımız deneyimlerin gözlerinin içine, bilimsel bir deneyde olduğu gibi acımasızca bakmak istiyoruz!.. Biz kendimizin deneyi, kendimizin deney hayvanı olmak istiyoruz!" Ne Kierkegaard ne de Nietzsche bir akım başlatmakla ya da yeni bir sistem kurmakla ilgili en ufak bir niyet taşımıyorlardı; bu düşünce onlara hakaret olurdu. Her ikisinin de savunduğu şey Nietzsche'nin sözleriyle şudur: "Benim peşimden değil, kendi peşinden git!"
Nietzsche'nin felsefesine dair en temel şey, psikolojik terimleri ontolojik anlamlarıyla kullanmasıdır. Bu onun Kierkegaard, Sartre, Heidegger gibi diğer varoluşçularla ortak olarak taşıdığı bir özelliktir. Umutsuzluk, istenç, kaygı, suç, yalnızlık gibi terimler normalde psikolojik koşullara gönderme yapar ama Nietzsche için bunlar varoluş hallerine gönderme yapar. Örneğin kaygı, kimi zaman hissedip kimi zaman da hissetmediğiniz bir "duygu" değildir. Nietzsche'de kaygı bir varoluş durumudur. "Sahip olduğumuz" değil, "olduğumuz" bir şeydir. Aynı şey istenç terimi için de geçerlidir. Nietzsche'de istenç de varoluşumuzun temel bir yönüne gönderme yapar. Potansiyel olarak her zaman yerinde durur; o olmadan insan olamazdık. Bir meşe palamudunun meşe haline gelmesi bir seçim sonucunda olmamıştır ama insan karşılaştığı şeylerde istencini koymadığı sürece varoluşunu gerçekleştiremez. Bitkilerde ve hayvanlarda doğa ve varoluş aynı şeydir ama insanda doğa ve varoluş asla özdeşleştirilemez. Nietzsche hâlâ bu yanılgıya düşenleri ve öylesine doğaya göre yaşamak isteyenleri sürekli aşağılar. İyinin ve Kötünün Ötesinde kitabında şöyle feryat eder, "Doğaya göre mi yaşamak istiyorsunuz? Sizi soylu stoacılar. Bunlar ne de aldatıcı sözcükler. Doğa gibi bir varlık olduğunuzu düşünün, ölçülemeyecek kadar ziyankâr, ölçülemeyecek kadar kayıtsız, amaçsız ve düşüncesiz, acımasız ve adaletsiz, verimli ve çorak ve aynı zamanda belirsizlikle dolu. Kayıtsızlığı bir güç olarak düşünün. Bu kayıtsızlığa göre nasıl yaşardınız ?"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder