23 Temmuz 2025 Çarşamba

SİVRİSİNEK ISIRIĞI

Yakın zamanda gece sivrisinek ısırması sonucunda ayağımda bir kaşıntı başladı. Ancak bu ısırma sonucu oluşan kaşıntıyı ben gün aydınlandığında farkettim. Zaten hiçbir zaman bir sivrisinek ısırığı beni gece uyandırmamıştır. Bunu uzun zaman sonra kendime sormak geldi içimden. Niçin sivrisinek ısırığı bizi uyandırmaz hiç ? Şöyle bir şey öğrendim: Dişi sivrisinekler ısırmadan önce o alanı uyuşturmak için protein yüklü bir tükürük salgılarmış. Yani ısırılmadan önce sivrisinek tarafından lokal anesteziye maruz bırakılıyoruz. Bu olgu bir metafor gibi zihnimde canlanıverdi. Aslında sivrisinekler haricinde de fazlasıyla ısırılıyoruz. Gelin biraz daha detaylandıralım.


Aslında birçok zaman yaşantımızın belli periyotlarında bunalıyoruz ve kanımız çekiliyor. Ancak belli bir süreye kadar hiçbir şeyi hissetmiyoruz. Sessizce büyüyor, sonrasında def edemediğimiz bir sorun haline geliyor bazı şeyler. İşte bu bir sivrisinek ısırığına benziyor. Vücuduna iğnesini zerkettiğinde, kanımız çekildiğinde ve nihayetinde bir kaşıntı hissettiğimizde farkediyoruz. Sivrisinekler bizi gece ısırıyor ancak bu sinsi sömürge sistemini farketmediğimiz her an biz uykudayız ve her an bizi ısırmayı hedeflemekte. Her bir problemin arkasından başka bir problem üretecek çözüm önerileri sunuyor. Duygularımızı ve ruhumuzu sömürmek için yanı başımızda, karanlık zamanları bekliyor. Bu düzen günün her saatini bize geceye çevirecek kadar mahirdir de.


Bununla beraber kendi sorunlarımız da var tabii. Birçoğumuz kaşıntıya alışmış vaziyette. Yalnızca kaşıyoruz ama bunun sebebini kendimize çok sormuyoruz. Ayrıca kaşıntı da oldukça kısa sürüyor ve ardından farketmediğimiz bir ısırık daha. Her kaşıntının üstüne bir krem sürmeyi de öğrettiler bize. Kimi zaman sınıfsal eylemler kimi zaman ise başarıya odaklı bir yaşam düzeni planı. Asıl olanı her zaman bastıracak bir yalancı şifa. 


Bize verdikleri bu kısa vadeli çözümlerden kurtulmanın yolu ise belki de kaşınan yere dokunmamak ve biraz beklemek. Yani her şeye rağmen oyuna gelmemek için oyuna dahil olmamak. Oyunun dışından oyun içindeki hileleri görebilmek. Asıl çözüme ulaşmak için tercihe şayan bir yol. Dışarıdan bakıldığında her bir çözümün aslında sonraki ısırığın zeminini oluşturduğunu görebilmek gerek. Kaşımayı bıraktıran bir yöntemden ziyade, başka türlü kaşındırmaya iten bir hap verdiklerini anlayabilmek gerek. 


Birinden kurtulsak bir diğeri geliyor. Yeni gelen ise öncekinden daha sinsi. Bir öncekinden kalma zaaflarını ve yapabildiklerini bilerek ona göre hücum ediyor. Reflekslerini ezberleyen bir yöntem. Belki yanına değil de artık başucuna konan, kamufle olmayı öğrenebilmiş bir tehlike haline geliyor. 


Belki de tamamen kurtulamayacağız ancak bilincimize girmesini belli oranda engelleyebiliriz. Uyumak hayatın bir parçası olsa da uyanmak belli oranda irade işidir. Pencerelerimizi bu tehlikeden korumak için gerektiği zamanlar açmalı, gerektiği zamanlar ise kapamalıyız. Bilinçli bir süzgece, bir filtreye de ihtiyacımız var, bir sineklik gibi. Dışarıdan gelen temiz havayı alırken sineklerin sinekliğe takılması için. Filtresiz hayat, sorgulanmayan bir hayata benziyor. Her sorgulanmamış alışkanlık, her bir konfor ağı, gerçekliği yeni bir ısırıkla bölmeye davetiye çıkarıyor. Bu sebeple bir süzgeç kullanmamız gerekiyor. Bu süzgeçten neyin geçip neyin geçmeyeceği bizim önem ve değer verdiğimiz şeylerde saklı. Kuran ve sünnet ışığında oluşturulmuş bir yaşam filtresi biz Müslümanlar için en ideali. Uzun ömürlü, kaliteli. Diğer filtreler ise günü kurtarmaya yönelik, defolu, yırtık ve değersiz.


“Şüphesiz bu Kur’an, en doğru yola iletir...” (İsra, 17:9)



OTOMATİK VE VERİMLİ; EKSİK VE KEYİFSİZ(2)

 Birinci bölümde emek ile değer arasındaki bağı, bilişsel boşaltmanın beyni nasıl zayıflattığını ve süreçten çıkan insanın neyi kaybettiğini...