25 Ağustos 2022 Perşembe

KURAN'A DAİR 1

 BAKARA SURESİ 44. AYET'E DAİR

Rivayete göre, Medine'li yahudilerin içerisinde bir adam, karısı ve annesi, aralarında süt emmeden dolayı yakınlık bulunan Müslümanlar'a "Üzerinde bulunduğun dinde ve Muhammed(s.a.v.)'in sana emretmekte olduğu şeyden dönme, ayrılma. Zira O'nun işi haktır." diye öğüt veriyormuş. Bunun üzerine Allah(c.c.) şu ayet-i kerimeyi indirmiş: 

"Sizler insanlara iyiliği emredersiniz de kendilerinizi unutur musunuz ? Halbuki kitabı da okuyorsunuz. Hala akletmeyecek misiniz ?"(Bakara Suresi/44. Ayet)

Sanırım bizler, bugünün insanları olarak, bu ayetin üzerinde çok fazla duramıyoruz. Birçok anlamda eleştiri sunabilirim, tabi kendim de dahil olmak üzere bunları tüketmedikçe.

Yahudilerin yaptığı gibi, kimileri doğruyu bildikleri ve iyiliği de emrettikleri halde, bunları kendileri yapmıyor. Çokça örneğini görebileceğimiz gibi, sözde çok olup özde hiç olan çok insan var. İyi gözükme ve değeri olmayan bir iyilik kahramanı olma çabası. Serhat Yabancı hocamın az önce bir tweetini okudum. Bir tabir dile getirmiş "El iyisi" diye. Bahsini ettiğim insanlara ne kadar da çok uyuyor. 

Bir misal: Bakara Suresi 267. Ayette Rabbimiz(c.c.) 

"Ey iman edenler! Çalışıp ürettiğiniz malların ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin iyi, temiz ve helâl olanından Allah yolunda harcayın. Size verildiğinde gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü şeyleri, iyilik yapacağım diye başkasına vermeye kalkışmayın. Şunu bilin ki, Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; O her türlü övgüye lâyıktır."

buyurmaktadır. Ancak en azından çevremde gördüğüm kadarıyla söylemek istiyorum ki bunları dile getirdiği kadar böyle sadaka veren, infak eden insan sayısı çok az. Kendisinin yemediği, kendisinin giymediği, kendisinin hoşuna gitmediği şeyleri Allah yolunda harcıyor.

Bir diğer mevzu, bilginin tek başına anlam ifade etmediğini de bu ayet-i kerime'de görebiliyoruz. Bilgi'nin kimin elinde olduğu ne kadar önemli değil mi ? Tarihe baktığımız zaman, atom bombasının batı ahlaksızlığından çıktığını görebiliyoruz. Bilgiyi ezici bir güç olarak, insanın yararına değil, kendi menfaatleri için kullandığını görebiliyoruz. Kuran-ı Kerim'de Yüce Allah(c.c.) başka bir ayette 

"Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkâr eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." (Cuma Suresi/5.Ayet)

diye buyuruyor.

Farkındaysanız alıntıladığım iki ayette kitap ehli söz konusu. Çok kritik bir nokta olduğunu düşünüyorum. Konfüçyüs da "Bilmek, yaşamaktır." diyerek Savaş Barkçin'in ifadesi ile şu gerçeğe dokunmuştur: 

"Söz ile öz arasındaki fark, ahlak boşluğudur." 

Söz ile öz arasındaki farkı açtıkça, yahudilerin durumuna düşebiliriz. Yaşamadığımız şeyleri belki de söze dökmek zorunda değiliz. Sigara içen bir ebeveynin çocuğuna sigara içmemeye dair öğüt vermesi, karşı tarafı ikna edici bir söz de değildir kanaatimce. Öz'ün olduğu yerde söze de gerek kalmaz çoğu zaman. Sessizlik de daha çok gerçek barınır. Her şeyde olduğu gibi sözün de hakkını vererek konuşmak lazım. 

Son olarak, ayetin son kısmı da mühim. Allah'ın söylediği her sözün, her kelimenin bir anlamı vardır elbette. Sözü ile özü arasında fark bulunanlar için bir uyarı: "Akletmeyecek misiniz".

Gerçekten akletmeyecek miyiz ?







18 Ağustos 2022 Perşembe

KİTAP OKUMANIN TERAPİ OLMASI HAKKINDA

 KİTAP OKUMANIN TERAPİ OLMASI, KİTAPLAR ve OKUYUCU HAKKINDA

Okumayı bir tür terapi olarak görenlerin çoğunda terapiden istifade edemediklerini görüyorum. Böyle bir sonucun çıkması için kanaatimce birkaç fikrim var: 

    1- Danışanın(okuyanın) terapiste(kitaba) karşı takındığı sahte maske. Bu durumlarda okuyucunun kendisine karşı dürüst olmaması sebebiyle terapiyi kısır döngü içerisinde gerçekleştirir ve bir fayda alınmadan, bir iyileşme olmadan bitirilir. Demek istediğim, kişinin personası o kadar gelişmiştir ki kendisini göremeyecek durumdadır ve terapistin elinden gelen artık hiçbir şey yoktur.

      2- Kitabı gerçekten niçin okuyorum sorusunun eksikliği. Sosyal mecralarda(İnstagram, Youtube vs.) görürsünüz elbet koca koca kitap alışverişi yapıp bunları başkaları ile(belki de başkaları için) paylaşan insanlar. Kitaplara baktığımız zaman hissettiğim şu ki kitapları Ayfer Tunç'un söylediği gibi "Bir cam arkasından" okuyorlar. Bir diğer deyişle; hiçbir yara almadan, hiçbir sempati gözetmeden, 3. şahıs olarak hikayede bulunuyorlar. Zaten fayda vermeyecek kitapları sık sık keyfi amaçla okuyanları söylemiyorum. Bu okuyuculara, kendileri soramıyorsa dahi yakınlarından birilerinin "neden" diye sorması gerekiyor.

Çoğu okur bana göre terapiden ziyade antidepresan veyahut uyuşturucu alıyor. Kitaplar eğer bir terapi olacaksa bu bibliyoterapi ve/veya narrative terapi şeklinde olmalı. Terapist ise okuyanın kendisi. Kendimizin iyi/kötü hikayesini okuyabilmeli ve aynı anda yazabilmeliyiz. Her terapide zerre kadar dahi olsa bir yol katetmiş olmalıyız. Yoksa Yunus Emre'nin dediği gibi "Sen kendini bilmezsin, bu nice okumaktır!". Ve aynı şiir'in 2. mısrasından da

                                Okumaktan murat ne

                                Kişi Hakk'ı bilmektir

                                Çün(Madem ki) okudun bilmezsin

                                Ha bir kuru emektir


  • Düşündüğünün doğru olduğunu ispat için okuyorsan,
  • Seni sürekli aynı yerinde tekrarlatan kitaplar okuyorsan,
  • Popüler kültüre ayak uydurmaya çalışıyorsan,
  • Çok okunan kitapları sıklıkla okuyorsan,
  • Okumuş olmak içn okuyorsan,
  • Herkesin okuduğu kitapları okuyup herkes gibi olacaksan[hatta yine o "herkes" gibi kendini "farklı" hissedeceksen(tam bir trajikomik durum)],
  • Okuyarak edindiğin bilgileri sadece başkalarını tenkit için kullanıyorsan(Bakara Suresi/44.Ayet), veya edindiğin bilgiler ışığında sorumluluk alamıyorsan(Cum'a Suresi/5.Ayet),
Yapılan okumaların sorgulanması gerektiğini şiddetle düşünüyorum.

İsmet ÖZEL'in o harika alıntısını buraya bırakıp yazıyı sonlandırıyorum:

Okumayı ciddiye alan kişiler neden “ne okumamı tavsiye edersiniz?” sorusunu sormazlar? Çünkü kitaplar insanı kitaplara götürür. Kitapların kendileri zenginliklerini ve yetersizliklerini ele verirler. Okumanın rehberi okumaktır.

11 Ağustos 2022 Perşembe

ÖZ-SEVİCİLİK VE ÖZ ŞEFKAT


Bir Parça Müzik

   Öncelikle belirtmek isterim ki söylediklerim yeni şeyler değil, bunu ben de biliyorum. Bir Afrikan atasözünde de özetle der ki: Yaptığın işi mutlaka senden daha iyi yapan biri vardır.

Bu yazı aklımdan geçmeye başlığı anlarda Wilhelm Schmid'in " Kendiyle Dost Olmak" kitabını okuyordum. İnsanın kendisini sevmesi ile kendisi ile dost olması arasındaki uçurumdan bahsediyor. Esasen yazar burada fark diyor ancak ben uçurum olarak almak istiyorum. Çünkü öz sevicilik insanı kibre götüreceğinden ve bir Müslüman olarak bu konuya baktığımda kibrin insanı uçuruma götürebileceğini söyleyebilirim. Diğer taraftan insanın kendisi ile dost olması, hayatı sahici ve huzur içinde yaşamaya götürecek bir nitelik olduğunu düşünmüşümdür hep. Kendine karşı şefkat(Öz şefkat) büyük bir erdemdir kanaatimce. İncil'de de belirtildiği gibi " Komşunu kendin gibi sev.".  Buradaki sevginin narsistik bir duygu olmadığına eminim. Diğer bir deyişle, sebep-sonuç ilişkini bu cümlede doğru yerleştirmeliyiz. Çünkü böyle bir durumun söz konusu olması dahilinde aslında komşuluktan ziyade yine kendine dair bir çıkar ortaya çıkacağını düşünüyorum. Komşuya kendin gibi bakabilmeyi, yani bir dost gözü ile bakabilmek öğütleniyor. Kendimize dost olmak demek, gün geldiğinde hakikati kendinden başka bir dost gibi, acıyı tatlıya dönüştürerek söylemek; mükemmel olamayacağımızı bilmek, mükemmelliğin bir dini görev değil kapitalist sistemin baskısı olduğunu görerek yaşam sürdürmek, kendine karşı şefkatli olarak hatalardan dolayı kendi sırtını kırbaçlamak yerine başı okşamak ve ders çıkarmak demek.  Bir başkasını sevebilmenin, bir başkasını tabiri caizse tolere edebilmenin bir yolu varsa o da öncelikle kendimizi tolere edebilmeyi öğrenebilmektir. Bu da öz şefkati gerektirir. Öz sevicilik ise kendisini hatalardan, kusurlardan arındırmak, bir bozukluk olduğunda bunun üstesinden gelmek isteyerek mükemmeliyetçiliği kamçılar. Oysa bu duruma düşmek her an kendine karşı ümit kırıklığına yol açmak demektir. Bu arada söylemem gerek; mükemmeliyetçiliğin kişiyi çevreleyen kültür ve yakın çevreden kaynaklandığını düşünmekteyim. 
"Modern çağda bu kültür ona öteki dünyadaki ilahi mükemmelliğe dair beklentilerden ödünç alınmış bir ölçüt dayatır. Reklam sanayii, medyanın aktardığı imgeler ile benliğe, bu dünyada mükemmelliğe ulaşmasına yardım etmesi umulan ürünler sunar. Kendini aşırı seven bu kişi, bu reklamlarda tanrısal yeteneklere yapılan açık imalardan, mesela wellness(esenlik) işletmelerinin tanıtımlarındaki "Kendini yeniden yarat!" gibi laflardan, kendisi ile dost olandan çok daha fazla etkilenir."
İnsanın hatalarını ve zaaflarını açık açık görmesine de yardımcı olur öz şefkat. Yoksa gözardı edilen her hata, doğrusunu anlayacağımız şeylerin de üstünü örtmek demektir. Hata yapmaktan kaçınmak demek benim için doğru yapmaktan da kaçınmak demek. Konfüçyus'un deyişi ile "Bilmek, yapmaktadır.".

 

3 Ağustos 2022 Çarşamba

KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR

Çok sevdiğim hocalarımdan Senai Hocam, Kırk Hadis kitabında "Kişi sevdiği ile beraberdir." hadisini çok güzel yorumlamış. Yorumlarken öyle kapılar aralamış ki bu aralık kapılardan biraz ışığa baktığımda benim de aklıma bazı şeyler düştü. Öncelikle Senai Hoca'mın alıntıları ile başlamak istiyorum.

"..Şu halde en çok sevileni ve en çok rağbet edileni görmek istiyorsanız eğer, en çok güzelleştirilmiş ve en çok süslenmiş olan bir şeyi arayın yeryüzünde. Çok uzağa gitmenize gerek yok. Aynaya bakarsanız, yüzünüzün yeryüzünde en çok özenilmiş bir sanat eseri, yüksek yoğunlukta süslenmiş yüzey olduğunu göreceksiniz."

Tam bu noktada ilaveten, sözün geldiği kaynağa da dayanarak diyebilirim ki bizi bu şekilde özenle yaratan, güzelleştiren Rabbimiz, bizi çok sevdiğini şu şekilde de gösteriyor gibi: İnsanı kendinden ve Rabbinden başka kimse tam anlamıyla tanıyamaz. Allah, kalplerde olanı bilir. Yani kalbimizde olanı bir biz(o da ne miktarda) bir de Rabbimiz bilir. Her insan en çok, kendisine şahdamarından daha yakın olan(Kaf Suresi/16) Rabbi ile beraber. Her birimizin kıymetini en çok bilen o. Bizi asla unutmayan o.
Bir diğer taraftan da Chul-Han Hoca'nın dediği gibi "Güzellik, örtülüdür.". Aslında tecrübe etmişizdir; güzelliği herkesin göremediğini ve/veya farklı gördüğünü. Güzellik içimizdedir. Senin gördüğünü ben göremem. Senin gördüğünü de görmediğini de Rabbin bilir ancak. Allah'ın emanetleri olan kadınların örtünmesi, bu çerçeveden bakınca güzelliğin bir simgesi. Güzelliğin saklı olanda olduğunu, mağaza camlarının önünde teşhir edilen, reklamlarda gözlere sokulan ve sunuluyor olan güzelliğin(!) bir kıymetinin olmadığını düşünüyorum. 

1 Ağustos 2022 Pazartesi

KİTAPLAR İLE MUHABBET

 Bilmem başkalarında da olur mu ama bende sık rastladığım bir durumdur bu. Okuyacağım kitaplar benimle bir şekilde konuşur. Genelde temkinli olmam için uyarırlar beni. Mesela, bir yolculuktayken "Hayır, sen otobüste beni okuyamazsın. Çünkü dikkatin dağılır. Ayrıca beni ele gösterme ki gözleri aramızı bozmasın." der. Evde dinlenirken "Sakın beni zaman öldürmek için okuma, beni okumak için zamanını öldür. Beni verimsiz topraklara gömersen değerim kalmaz; beni öyle bir göm ki tohum olup yeşereyim zihninde ve kalbinde." der.

Bazen bana olur olmadık zamanlarda öğütler verir. "Ben bir vesileyim. Beni değil konuyu oku. Bizi okuyup kendini bir şey sananlardan olma. Ucuz tuzaklara, popularizm'e yenik düşme. Amacın bizi okumuş olmak değil, önemli olan hayatında neleri değiştirdiğimiz. Nelere vesile olduğumuz. Cam arkasından okunan kitapların, kitabın kesiğini yememiş okurların anca obur olacağını, kendilerine zarar vermekten başka bir şey yapamayacağını unutma."

Okuma önerisi kısmında de alıntıladığım gibi, kitapları çağırmam zaten. Onlar beni çağırır genellikle. Okumadığım kitaplar ile de bu şekilde bir ilişki durumum olur. "Beni oku." derler. Artık zamanı gelmiştir. Bazıları ise çok çekingendir. Okuyunca zamanının geldiğini anlarım. Kitaplar adeta benim süt annelerimdir. Her yeni kitap beni etiyle sütüyle besler. Gün gelir kendileri gider ve gelecek süt annelerimin hakkını gereğince vermemi özellikle tembihlerler. Üzerimde hakları vardır. Tabii ki de onları dinlerim. 

            Belki bir gün ben de onlar gibi birilerine süt anne olabilmek umuduyla.

OTOMATİK VE VERİMLİ; EKSİK VE KEYİFSİZ(2)

 Birinci bölümde emek ile değer arasındaki bağı, bilişsel boşaltmanın beyni nasıl zayıflattığını ve süreçten çıkan insanın neyi kaybettiğini...