8 Ocak 2024 Pazartesi

GÜNLÜK OKUMA PARÇASI 28

 Müphemliği aşmanın, Bauer'e göre, iki yolu bulunmaktadır. Bunlardan birincisi çok anlamlılık taşıyan her şeyi tek anlama indirgemek; ikincisi ise o şeyin herhangi bir anlamının olmadığını kabul etmek. Bu ikinci yola Bauer "kayıtsızlık" adını vermektedir. Tek anlamlılığa indirgemek ve/veya kayıtsızlık insanlığın hayatına hükmeden yaygın eğilim hâline gelmiştir; bunun hakiki sebebi ise, insanlığın hayatını yaşanabilir kılan müphemliğin artık arzu edilmeyen ve aşılması gereken bir sorun olarak kabul edilmesidir. 

İkinci tespit ise bu sorunun hâl çaresinin bulunması ile ilgili olarak, genelde Batılıların yaklaşık iki asırdır unuttukları bir yönelişi işaret etmektedir: sorunları kavrarken ve çözmeye çalışırken Batı dışı toplumlar, kültürler ve medeniyetlerden açık bir şekilde istifade etme gayreti. Bauer'in burada, daha önce yazdığı bir eserinden de büyük ölçüde istifade ederek, "modern öncesi" İslam kültüründen, özellikle fukaha'nın meselelere yaklaşım tarzına yaptığı atıflar ve bu cihetten yaptığı tespitler, birçok Müslüman araştırmacının da dikkatini çekecek kadar ilginç ve önemli gözükmektedir. 

Bir taraftan Bauer, modern dünyada ortaya çıkan sorunlarla, onları keşfedip yüzleşmeye çalışırken, İslam kültüründen ciddi bir şekilde istifade etmeye çalışıyor; sorunların çözümünde de, tıpkı tespitinde olduğu gibi, klasik İslam kültürünü insanlığın geleceği açısından yol gösterici bir tecrübe olarak dikkatlere sunuyor. İslam ve Müslümanlar Bauer'in perspektifinde ve kitabında, sorunun değil çözümün vazgeçilmez parçası olarak ortaya çıkıyor.


Thomas Bauer - Dünyanın Tekdüzeleşmesi



6 Ocak 2024 Cumartesi

GÜNLÜK OKUMA PARÇASI 27

 Thomas Bauer'in burada tercümesi sunulan kitabı, bazı tespitlerde bulunarak, bazı soruları daha anlamlı şekilde sorma imkânı sunmaktadır: Bu tespitlerden birisi, insanların bildiğimiz manası ile insanın sonunu getirecek bir yönde, hızla ilerlediği yönündedir. İnsanlık kendi elleri ile hazırladığı bir uçuruma doğru hızla ilerlemektedir (homo suicidalis). İşin ilginç tarafı, uçuruma doğru bu ilerleyiş, bir kesim tarafından beslenirken, geniş kitleler tarafından ilgisizlikle karşılanmaktadır; daha doğrusu insanların büyük bir kısmı bu konuda sadece ilgisiz değil, aynı zamanda algısızdır.

İnsanlığın bir uçurumun kenarında bulunduğu ve her an bu uçuruma düşerek yok olacağı/kendi kendisini imha ede/bile/ceği, birinci dünya savaşından sonra iyiden iyiye hissedilmeye başlanmış; Amerika Birleşik Devletleri tarafından her yaştan ve her cinsten yüzbinlerce insanın öldürülmesini ve farklı derecelerde yaralanarak sakat kalmasını "sağlayan" iki tane atom bombasının kullanıldığı II. Dünya Savaşı'ndan sonra geliştirilen nükleer silahlar kadar, kimyevi ve biyolojik silahların bütün bir insanlığın kökünü kazıyacak kadar büyük bir gücü teşkil ettiği artık herkesin bildiği hususlar arasına girmişti. Ortaya çıkan bu güç karşısında insanlığın önemli bir kısmı mustaz'af konumuna düşmüş; sadece çaresizliğinin farkında olma ve bu çaresizlik içerisinde, bu silahların kullanılmasına gerekçe teşkil edecek bir hadisenin olmamasını umarak ve büyük ölçüde de bunu unutarak hayatına devam ediyordu.

Thomas Bauer'in bu kitaptaki temel tezi ikinci türden değil; daha farklı bir tezi var: insanlık, hayatın muhtelif alanlarında mevcut olan müphemliği ve çok anlamlılığı veya mana çokluğunu azaltma yolunda ciddi ve ciddiye alınması gereken adımlar atıyor ve bunu da tıpkı nükleer, biyolojik ve kimyevi silahlar alanında olduğu gibi, bir başarı olarak kabul ederek, bunun üzerinden kendi kendisini takdir ediyor. Mevcut ve bildiğimiz hâliyle insanın, bugünkü konumunu ve manasını koruyamadığı şartları hazırlama yönündeki gelişmeler, insanların ve insanları kullanan kurumlar ve şirketlerin bir kısmı tarafından düzenli olarak besleniyor. Bauer tam da bu hususu işaret ederek insanlığın, sadece nükleer, biyolojik ve kimyevi silahlar tarafından değil, din, sanat ve siyaset gibi alanlarda ortaya çıkan ve son ucu tek anlamlılık olarak tebarüz eden anlam daralmasının, bildiğimiz haliyle insanın, beden olarak mevcut olsa da insani özelliklerini kaybetti/rdi/ğini, farklı alanlardan seçtiği, anlaşılır misaller üzerinden göstermeye çalışıyor.


Thomas Bauer - Dünyanın Tekdüzeleşmesi

4 Ocak 2024 Perşembe

GÜNLÜK 42

Şunu söyleyebilir miyiz acaba: derler ya her şey zıddı ile kaim olur. O halde şunu da ekleyerek bir şey söyleyeceğim: Zıtlıkların dengesi ile de insanın ne olduğu belli olur. Bu sebeple, felsefi jargonla söylemek gerekirse, fiziki dünyada ne kadar varsak metafizik dünyadan o kadar uzağız demektir. Yani bir bakıma ne kadar çok görünme ihtiyacı duyuyorsak o kadar görünmüyoruz aslında. Çünkü kendimizi somut dünya içerisinde soyut olandan(İlahi olandan) alıkoyuyoruz ve aslında kötü yönde soyutlanmaya(yalnızlığa vs.) doğru "ilerlemiş" oluyoruz. Çünkü dünyamızı somutlaştırmak kendimizi de soyutlaştırmaya, bir hiç olmaya doğru itiyor.

OTOMATİK VE VERİMLİ; EKSİK VE KEYİFSİZ(2)

 Birinci bölümde emek ile değer arasındaki bağı, bilişsel boşaltmanın beyni nasıl zayıflattığını ve süreçten çıkan insanın neyi kaybettiğini...