31 Ekim 2022 Pazartesi

EPİKTETOS - SÖYLEVLER NOTLARIM 1

Epiktetos, uzun bir süre köle olarak yaşamış büyük bir stoacı filozof. Kendisine atfedilen güzel bir hikaye vardır: Bir gün efendisi Epiktetos'un bacağını bükmeye çalışmış ve Epiktetos, efendisine soğukkanlılık ile bacağının kırılacağına dair uyarıda bulunmuş. Bacağı kırılan Epiktetos, kendisini dinlemeyen efendisine " İşte, size kırılacağını söylememiş miydim ?" deyip, metanetli bir tutum sergilemiş.

Bu hikayeden belki biraz kopuk olacak ama, bir yandan bir müddet köle olarak yaşamış bir insanın, bulunduğu zorlu şartlar altında dahi sabır ve metanet gibi erdemlere sahip olduğunu görürken, biz özgür(!) insanların böyle erdemlerden yoksun kaldığımızı söylesem çok mu kötümser bakmış olurum ? En ufak isteği yerine getirilmediğinde, bir başarı elde edilemediğinde, hayattan gerekli olduğunu düşündüğü şeyleri alamadığında hemen isyana kalkışan bizler bir yanda, her durumda muktedir olduğu şeylerin farkında olan ve buna göre yaşayan, istek ve arzularına gem vurabilen bu ve bunun gibi filozoflar, arifler bir yana.

Muktedirlik demişken, kitabın ilk konusu nelerin elimizde olup olmadığına dair notlardan oluşuyor.  Aldığım birkaç alıntı üzerinden bir şeyler yazmak isterim.

"Demek ki biz, muktedir olduğumuz şeyleri en iyi şekilde kullanmak ile mükellefiz. Geri kalan her şeyi kendi tabiatlarına bırakmalıyız." Yaşanması gereken bir hayatın çoğunu özetler nitelikte bir alıntı olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz Müslümanlar için en mühim şeylerden biri ahiret için çaba göstermektir(İsra/19). Çaba sarf etmenin bence en güzel yanı, her şeyin illa tamı tamına değil de, elinden geldiği kadarıyla yapılmasını öğütlemesidir. Nouman Ali Khan'ın bir metninde dediği gibi, henüz iyi amellerimiz bile kusurlu iken, bir işi tastamam yapabilmek nasıl mümkün olabilir ?

Peki; çaba sarf ettik, ya sonrası ? Tevekkül. Gerisini Allah'a bırakmak, yapılan işin hayırla biteceğinin teminatıdır hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın. Sonucunun bize göre iyi veya kötü olması, hayırlı veya hayırsız olduğunu belirtmez asla. Sonucundan memnun olmadığımız onca şeyde, kim bilir Rabbimiz bizi ne gibi tehlikelerden, kazalardan ve belalardan kurtardı ? Bu yüzden, istenilen sonuç alınamadığında, onca çabanın boşa gittiğini düşünmek, hayata savaş açmak yersizdir. Engin Geçtan hocanın da dediği gibi, fırtına çıktığında onun yönünü değiştirmek için savaşmaya kalkacağımız yerde, fırtınanın bizi götürdüğü yerde savaşmış olmalıyız. Sonuçtan ziyade insanı süreç iyileştirir. Sonuç odaklı değil de süreç odaklı olmak, bir çok gelişmenin farkına varmamızı sağlayacaktır. 

"Kendi kendime ayak bağı olamam!" İnsanın kendi kendine ayak bağı olması da ne demek ? Belki de bunu söyleyen filozofumuz, modern psikolojide çoğu psikoloğun da takdir ettiği gibi, insanı oluşturan o dinamiklerden söz eder. Haz ilkesi tarafından yönlendirilen id ve ona karşı ahlaki değerleri savunan bir süper ego, veya Jung'un dediği gibi bir persona ve gölge dinamiği ve bunların arasında kalan bir ben(ego) söz konusudur. İnsanın içindeki bu gizil güçlerin farkına varmak ve güzel olana, güzel ahlaka yönlendirebilmek asıl vazife. Bu görev ile kendi kendimize ayak bağı olmadan, bu çatışmaya bir an evvel son vererek ayak bağı çözülür ve kendi kendimizin kölesi olmaktan çıkıp, Allah'ın hür kulları olarak yaşamaya sevk ediliriz kanaatimce.

30 Ekim 2022 Pazar

KÖR NOKTALARIMIZ KİTABINA DAİR NOTLARIM

 Kör noktalarımız, daha basit bir ifade ile kendimizde göremediğimiz noktalar. Peki biz neyi nasıl görürüz ? Dışarıda olana gözlerimizi çevirir bakarız ve herkes kendi perspektifinden bir şeyler görür; gördüklerini yorumlar değil mi ? Peki biz kendimizi nasıl göreceğiz ? İçe doğru bir bakış atmak mümkünse ne kadar mümkün ? Peki içe doğru bir bakış atıp atmadığımızı nasıl anlayacağız ? Bu sorular uzar da gider. Ancak yazarın odaklandığı meselelere dönük notlar aldığım için, Ben-Sen ilişkisi gibi varoluşsal bir felsefe yapmak gibi bir niyetim yok. Hadi o zaman başlayalım.

İnsan sahiden kendini ne kadar tanıyabilir ? Kendimizi tanıma yolculuğunda dahi bir şekli ile gerçekleri manipüle edip, kendimizce haklı sebepler üreterek yoldan sapabiliriz. Bu sapma sonucunda hiç de olmamız gerektiği gibi bir karaktere bürünmüyoruz. Neden haklı sebepler üretir ki insan ? Hata yapmaktan korkuyor muyuz ? Kimlerden çekiniyoruz ? Bize şahdamarımız kadar yakın olan Rabbimiz varken, bizi en yakından gözlemleyen varken, kimden çekiniyoruz sahiden ? Hata yapmaktan çekinmiyorsak nedir bizi sebepler üretmeye sevk eden ? Ustaca kurguladığımız bu yalandan hayatlar gün gelip içerden bize seslenen bir ses ile yıkılıverir. Çünkü hasbi bir hayat sürmemizde önümüze konulmuş bir akıl tuzağıdır bu. Biraz kendimizden uzaklaşıp, başkası gözü ile kendimize bakabilmek ya da aynanın karşısına geçip kendimize gerçekleri itiraf etmek bizi biz yapan asıl gerçekleri görmemizi sağlayabilir. Gerçekleri görmek, aynı güneşi çıplak gözle görmek gibi, zor gelebilir. Ancak bu iş, kör noktalarımızı keşfedebilme işi, cesaret ve sorumluluk ister.

"Kurgu olarak doğan kimlik", bolca ikna edici şeylere ihtiyaç duyar. Bu kimliğin kurgulanması sonucu bazı kategoriler ortaya çıkar. Bunlardan ilki ise erken bağlanmış kimliktir. Kendilerine sunulmuş olan kurguyu kabul edip hayatlarını ikame ederler. Hayatının son yarısında çoğu insan "Hayatımı nasıl yaşadım?" sorgusuna başlayıp ilerler/geriler iken, bu insanlar kimliklerini bağlanarak bulmuşlardır, herhangi bir keşif söz konusu değildir. Keşfin söz konusu olmaması, kaygıyı da minimum düzeyde tutar, çünkü özgürleşebilmenin, bireyleşmenin(bireyselleşme değil) sorumluluğu hiçbir zaman üzerine binmez.

Kimlik oluşumunda "Ben nereye aitim?" sorusu kadar "Ben nereye ait değilim" sorusu da önemli rol oynar. Tam bu noktada, sınıfsal eylemler devrededir. Bir kahve içmek, kıraathanede çay içen, günübirlik kıymetsiz şeyler hakkında konuşan sınıftan bizi ayırır. Kitap okumak da aynı şekilde bizleri kitap okuyanlar sınıfına, entelektüeller(!) sınıfına ait hissettirebilir. Ancak bir şeyin tek başına anlam ifade etmesinin zor olduğunu bilmemiz gerekir. Çünkü kitap okuyanlar sınıfına katılmak için kitap okumak, pek fayda vermeyecektir. Üstüne üstlük, üstünlük illüzyonuna kendimizi kaptırmamıza yol açacak olması muhtemel.

Ters kimliklerde, ete kemiğe bürünmemiş fikirler vardır. Bunların bu hale gelmesine ön ayak olan şeylerden ilki, ortamın veya ailesinin baskısıdır; ikincisi ise yargılayıcı üsluptur. Bu üslup insanda "ters teper" ve yanlış fikir kemikleşir. Bunun sosyal medyada örneğini çokça görürüz. Yanlışa direten insanlar çoğunlukla ters kimlik sahibi insanlardır kanaatimce.  

Kitapta "Üstünlük İllüzyonu" başlıklı bir kısım var. Eksiksiz okunması adına direkt fotoğraf olarak paylaşıyorum. Resme sağ tıklayarak yeni sekmede okunması çok daha iyi. Buyrun









16 Ekim 2022 Pazar

DUA

 DUA

Rabbim, söyleyip de yapmadığım ya da yapıp da tersini söylediğim durumlardan sana sığınırım. Sen bizi sözü ile özü birbirine denk kullarından eyle. Sen dilemedikçe bir şey olmuyor, sen öğretmedikçe gaybı senden başka bilen yok. Bizleri, sınadığın imtihanlarda basiret-kâr eyle. Çünkü neyin hayırlı neyin fena olduğunu sadece anlık durumu analiz ettiğimizde çözdüğümüzü zannediyoruz. Oysa sen bizleri bir fenalık ile ne tür badirelerden kurtarıyorsundur. Sen bizlere bunları görecek kalp gözü nasip eyle. Kalpler senin elinde Rabbim, bizleri kalbiselim insanlardan eyle. Bizleri senin yolunda çabalayacak kullarından eyle. Bunun için senden gelecek her şeye muhtacız. Bizlerin kusurlu iyiliklerini kabul et Rabbim. Günahından dolayı ümitsizliğe gark olan kullarından eyleme. Bizleri merhametinden hiç esirgeme Ya Rabbi. Her birimizin diğerinden farklı güzel meziyetleri var. Bizlere bu meziyetleri fark ettirecek kalp gözü ver ki senin uğrunda bu ömrü tüketelim Allah'ım. 

Amin.



OTOMATİK VE VERİMLİ; EKSİK VE KEYİFSİZ(2)

 Birinci bölümde emek ile değer arasındaki bağı, bilişsel boşaltmanın beyni nasıl zayıflattığını ve süreçten çıkan insanın neyi kaybettiğini...