Epiktetos, uzun bir süre köle olarak yaşamış büyük bir stoacı filozof. Kendisine atfedilen güzel bir hikaye vardır: Bir gün efendisi Epiktetos'un bacağını bükmeye çalışmış ve Epiktetos, efendisine soğukkanlılık ile bacağının kırılacağına dair uyarıda bulunmuş. Bacağı kırılan Epiktetos, kendisini dinlemeyen efendisine " İşte, size kırılacağını söylememiş miydim ?" deyip, metanetli bir tutum sergilemiş.
Bu hikayeden belki biraz kopuk olacak ama, bir yandan bir müddet köle olarak yaşamış bir insanın, bulunduğu zorlu şartlar altında dahi sabır ve metanet gibi erdemlere sahip olduğunu görürken, biz özgür(!) insanların böyle erdemlerden yoksun kaldığımızı söylesem çok mu kötümser bakmış olurum ? En ufak isteği yerine getirilmediğinde, bir başarı elde edilemediğinde, hayattan gerekli olduğunu düşündüğü şeyleri alamadığında hemen isyana kalkışan bizler bir yanda, her durumda muktedir olduğu şeylerin farkında olan ve buna göre yaşayan, istek ve arzularına gem vurabilen bu ve bunun gibi filozoflar, arifler bir yana.
Muktedirlik demişken, kitabın ilk konusu nelerin elimizde olup olmadığına dair notlardan oluşuyor. Aldığım birkaç alıntı üzerinden bir şeyler yazmak isterim.
"Demek ki biz, muktedir olduğumuz şeyleri en iyi şekilde kullanmak ile mükellefiz. Geri kalan her şeyi kendi tabiatlarına bırakmalıyız." Yaşanması gereken bir hayatın çoğunu özetler nitelikte bir alıntı olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz Müslümanlar için en mühim şeylerden biri ahiret için çaba göstermektir(İsra/19). Çaba sarf etmenin bence en güzel yanı, her şeyin illa tamı tamına değil de, elinden geldiği kadarıyla yapılmasını öğütlemesidir. Nouman Ali Khan'ın bir metninde dediği gibi, henüz iyi amellerimiz bile kusurlu iken, bir işi tastamam yapabilmek nasıl mümkün olabilir ?
Peki; çaba sarf ettik, ya sonrası ? Tevekkül. Gerisini Allah'a bırakmak, yapılan işin hayırla biteceğinin teminatıdır hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın. Sonucunun bize göre iyi veya kötü olması, hayırlı veya hayırsız olduğunu belirtmez asla. Sonucundan memnun olmadığımız onca şeyde, kim bilir Rabbimiz bizi ne gibi tehlikelerden, kazalardan ve belalardan kurtardı ? Bu yüzden, istenilen sonuç alınamadığında, onca çabanın boşa gittiğini düşünmek, hayata savaş açmak yersizdir. Engin Geçtan hocanın da dediği gibi, fırtına çıktığında onun yönünü değiştirmek için savaşmaya kalkacağımız yerde, fırtınanın bizi götürdüğü yerde savaşmış olmalıyız. Sonuçtan ziyade insanı süreç iyileştirir. Sonuç odaklı değil de süreç odaklı olmak, bir çok gelişmenin farkına varmamızı sağlayacaktır.
"Kendi kendime ayak bağı olamam!" İnsanın kendi kendine ayak bağı olması da ne demek ? Belki de bunu söyleyen filozofumuz, modern psikolojide çoğu psikoloğun da takdir ettiği gibi, insanı oluşturan o dinamiklerden söz eder. Haz ilkesi tarafından yönlendirilen id ve ona karşı ahlaki değerleri savunan bir süper ego, veya Jung'un dediği gibi bir persona ve gölge dinamiği ve bunların arasında kalan bir ben(ego) söz konusudur. İnsanın içindeki bu gizil güçlerin farkına varmak ve güzel olana, güzel ahlaka yönlendirebilmek asıl vazife. Bu görev ile kendi kendimize ayak bağı olmadan, bu çatışmaya bir an evvel son vererek ayak bağı çözülür ve kendi kendimizin kölesi olmaktan çıkıp, Allah'ın hür kulları olarak yaşamaya sevk ediliriz kanaatimce.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder