16 Aralık 2022 Cuma

KAVRAMLAR VE LİNEERLİK

 Genelde buraya bir şeyler yazmaya karar verdiğim an, hayatımdaki insanlar ile olan iletişimimde olumlu/olumsuz bir durum söz konusu olur. Onların üzerine gerekli/gereksiz kafa yorarım ve ne düşerse aklıma onları yazmaya çalışırım. Bu kez konunun kavramlar olmasına, kelime dağarcığına denk düştüğünü söyleyebilirim.

Aslında, eskiden sosyal medyada gördüğüm bir sözün hayatımda direkt somut ifadesini görüşüm ile biraz sarsıntı yaşadım. Karşınıza belki çıkmıştır: "100 kelime konuşan ile 1000 kelime konuşan arasında elbet fark vardır." diye mealen bir söz. Bu sözün bendeki anlamı şu şekilde zihnimde yer etti: Hayatta yaşadığımız bir çok durumu, edindiğimiz tecrübeleri eğer 100 kelimelik bir dağarcığımız varsa hepsini buraya sıkıştırmak gibi bir mecburiyet doğuyor. Ama 1000 kelimelik bir dağarcığımız varsa o zaman tecrübelerin gerçek anlamlarına teması çok daha olası gibi (Sayılar tamamen örnek amaçlıdır.). 

Örneğin: mutluluk, huzur, neşe ve coşku gibi duyguları tek bir mutluluk kavramına indirgemek yaşantıyı çok kuru hale getirebilir. Bir arkadaşımın deyişi ile "neşesiz bir huzur" içinde olabiliriz. Huzurlu iken mutlu olamayabiliriz. Çünkü huzur, hazır olmaktan gelir ve kötü şeylere hazır olmak illa mutlu olacağımız anlamına gelmez. Bu şekilde bir çok kavramı ayırt edebiliriz. Başka bir örnek için söz örneği vericem. Twitter'da bir ara hayırseverliğin ve bu doğrultuda yardımlaşmanın dikey olduğunu ve bu yüzden aşağıladığına dair bir söz okumuştum. Bu tür ifadeler bana çok yabanıl geliyor. Tabii burada inançsal bir fark da olduğunu göz önüne almak lazım.

Biz Müslümanlara göre zaten bizim olmayan bir şeyi(para olabilir) bir başkasına vermekte herhangi bir üst-alt ilişkisi bulunmamaktadır. Çünkü veren bizim elimiz olsa da onun sahibi Allah'tır. Buradan hareketle böyle bir dikey ilişkinin söz konusu olduğunu düşünmüyorum. Bu tip batıl fikirler bana nedense çok lineer bir fikir gibi geliyor. Sorusu ve çözümü belli fikirler. Yani Engin Geçtan hocadan esinlenerek söylüyorum: lineer bir durum var ortada çünkü soru lineer bir denklem ve bunun çözümü elbet bulunuyor. Ancak biz insanlar olarak(parantez içine bir "hepimiz beşeriz, bazılarımız insan" diyen İsmet ÖZEL sözü bırakıyorum kısaltarak.) daha çok Lineer olmayan denklemleriz. Üstelik hayattaki bir çok şey de bu şekilde, lineer değildir. Hayatın belirsizlikleri vardır ve bunların çözümü böyle belirsizliklere açık olmaktır.

Lineer olmamak bir bakıma manevi bir boyutumuzun olduğu anlamına da gelir fikrimce. Bu kavram meselesini de tekrardan şuraya bağlayabilirim kendimce: Allah'a bağlanmayan kavramlar kullanmak hayatımızda doğru muhakeme yapmamızı olanaksız kılıyor. Maneviyata, yani bize göre Allah'a bağlanmayan kavramlar, hayatı çok sefil yaşamamıza sebep oluyor. Dünyada kalan, dünya ile sınırlı kavramlardan sıyrılmak gerektiğini düşünüyorum çünkü bu kavramlar daha çok batı tarafından gelen, insanı evrenin merkezine alan determinist(belirlenebilircilik), pragmatist(faydacılık) ve benim için dolaylı olarak narsist(öz-sevicilik) olan kavramlar.

Manevi olan kavramları hayatımıza almadığımızda, hayatımız psikoloji ilminin, belki daha da daraltmak gerekirse, psikanalistlerin çıkarımlarında kalabilecek kadar sığ bir hale geliyor. Bir manevi boyutu yok, mekanik bir hali var.

Özetlemek gerekirse: Lineer denklem gibi yaşıyoruz. Kavramlarımız da bu doğrultuda varlar. Lineer denklemlerin çözümleri vardır. Ancak hayatı Lineer olmayacak şekilde yaşamak gerek. Manevi boyutumuz da olmalı. Bu boyuta her kavramı katmamıza gerek yok. Yaşayalım çok daha iyi. Çünkü tanımladığımızda bir bakıma yok da etmiş oluyoruz. Bir şeyler varlar ve bunları dile getirmek zorunda değiliz. 

Sağlıcakla.


5 Aralık 2022 Pazartesi

HANGİSİ DOĞRU ?

 Uzun süredir kitap okuyorum; Şimdiye kadar vardığım ve kabullenmesi en zor olan şeylerden biri benim için birçok şeyin muğlak, gri veya puslu olduğu gerçeği oldu. Kabullenmesi zor dedim çünkü henüz kabullenmiş olduğumun bile garantisini kendi içimde veremiyorum. Bir şeyleri benimsiyor olmak ile kabullenmek başka şeyler kanaatimce. Kendime yakın olduğunu düşündüğüm, içimdeki bir çok hikayeye, bir çok Ben'e yapışan fikirler oluyor. Bir de kabullenme gereği duyduğum şeyler var. Genelde benimsediklerimden vazgeçmesi zor oluyor çünkü hayatın içinden bilgi ve tecrübelere dayanıyor, ama kabullendiklerim üzerinden yola çıktığım fikirleri yarı yolda bırakabilirim. Adeta dünyada bir yolcu gibi, üzerimde ne kadar yük varsa sıyrılıp kurtulması kolay yolu, bana göre doğru yolu tercih ediyorum.

Ne kadar fikre, eleştiriye açık olduğumuz da sanki bununla alakalı. Belki de çoğu bilgiyi kendimizin dışında tutarak her konuya etraflıca bakmalıyız. Her bilgiyi içeriye alırsak, üstelik bir yerlere dahi tutunamıyorlarsa, kendisinde olanı görmenin ve içe bakışın zorluğu bizleri bir fikre ve eleştiriye karşı kapalı pozisyona getiriyor. 

Gerek dini konularda, gerekse insan doğası hakkında bu yolda olmayı tercih ediyorum. O kadar çok dini bilgi var ki içerisinden doğruyu seçebilmek için bir ömrü vermek gerekiyormuş gibi geliyor artık. Üstelik 1-2 doğru bilgi için bu söylediklerim. Büyük alim diye birilerinin arkasından yola koyulmanın verdiği konforda olmayı tercih etmiyorum. Ancak tercih etmediğim zaman da büyük bir ummandaymışım gibi geliyor. Tam da evet bu fikir gayet uygun geliyor bana derken başka bir fikir beni başka bir tarafa doğru çekiyor. Taraf olamıyorum.

Psikolojiye dair okumalar yaparken kendimi bir anda anti-psikoloji kitapları okurken buldum. Bilimsel kitaplar okurken veya mesleki işler yaparken bir yandan kendimi alanıma karşı da buldum. O kadar çok malumat var ki ortalıkta, doğrusunu seçmek için çaba harcadığımız zamanlardayız gibi geliyor. Oltaya gelmemek için referans noktamızı, Allah'ın bize bahşetmiş olduğu dini unutmamamız gerekiyor. Üzerimizde bir şey olacaksa bunun Müslüman kimliğimiz olması, diğer her şeyi gerektiği zaman bu uğurda yol kenarına atabileceğimizi unutmamamız gerektiğini hatırlatarak noktalıyorum.

OTOMATİK VE VERİMLİ; EKSİK VE KEYİFSİZ(2)

 Birinci bölümde emek ile değer arasındaki bağı, bilişsel boşaltmanın beyni nasıl zayıflattığını ve süreçten çıkan insanın neyi kaybettiğini...