BAKARA SURESİ 44. AYET'E DAİR
Rivayete göre, Medine'li yahudilerin içerisinde bir adam, karısı ve annesi, aralarında süt emmeden dolayı yakınlık bulunan Müslümanlar'a "Üzerinde bulunduğun dinde ve Muhammed(s.a.v.)'in sana emretmekte olduğu şeyden dönme, ayrılma. Zira O'nun işi haktır." diye öğüt veriyormuş. Bunun üzerine Allah(c.c.) şu ayet-i kerimeyi indirmiş:
"Sizler insanlara iyiliği emredersiniz de kendilerinizi unutur musunuz ? Halbuki kitabı da okuyorsunuz. Hala akletmeyecek misiniz ?"(Bakara Suresi/44. Ayet)
Sanırım bizler, bugünün insanları olarak, bu ayetin üzerinde çok fazla duramıyoruz. Birçok anlamda eleştiri sunabilirim, tabi kendim de dahil olmak üzere bunları tüketmedikçe.
Yahudilerin yaptığı gibi, kimileri doğruyu bildikleri ve iyiliği de emrettikleri halde, bunları kendileri yapmıyor. Çokça örneğini görebileceğimiz gibi, sözde çok olup özde hiç olan çok insan var. İyi gözükme ve değeri olmayan bir iyilik kahramanı olma çabası. Serhat Yabancı hocamın az önce bir tweetini okudum. Bir tabir dile getirmiş "El iyisi" diye. Bahsini ettiğim insanlara ne kadar da çok uyuyor.
Bir misal: Bakara Suresi 267. Ayette Rabbimiz(c.c.)
"Ey iman edenler! Çalışıp ürettiğiniz malların ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin iyi, temiz ve helâl olanından Allah yolunda harcayın. Size verildiğinde gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü şeyleri, iyilik yapacağım diye başkasına vermeye kalkışmayın. Şunu bilin ki, Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; O her türlü övgüye lâyıktır."
buyurmaktadır. Ancak en azından çevremde gördüğüm kadarıyla söylemek istiyorum ki bunları dile getirdiği kadar böyle sadaka veren, infak eden insan sayısı çok az. Kendisinin yemediği, kendisinin giymediği, kendisinin hoşuna gitmediği şeyleri Allah yolunda harcıyor.
Bir diğer mevzu, bilginin tek başına anlam ifade etmediğini de bu ayet-i kerime'de görebiliyoruz. Bilgi'nin kimin elinde olduğu ne kadar önemli değil mi ? Tarihe baktığımız zaman, atom bombasının batı ahlaksızlığından çıktığını görebiliyoruz. Bilgiyi ezici bir güç olarak, insanın yararına değil, kendi menfaatleri için kullandığını görebiliyoruz. Kuran-ı Kerim'de Yüce Allah(c.c.) başka bir ayette
"Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkâr eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." (Cuma Suresi/5.Ayet)
diye buyuruyor.
Farkındaysanız alıntıladığım iki ayette kitap ehli söz konusu. Çok kritik bir nokta olduğunu düşünüyorum. Konfüçyüs da "Bilmek, yaşamaktır." diyerek Savaş Barkçin'in ifadesi ile şu gerçeğe dokunmuştur:
"Söz ile öz arasındaki fark, ahlak boşluğudur."
Söz ile öz arasındaki farkı açtıkça, yahudilerin durumuna düşebiliriz. Yaşamadığımız şeyleri belki de söze dökmek zorunda değiliz. Sigara içen bir ebeveynin çocuğuna sigara içmemeye dair öğüt vermesi, karşı tarafı ikna edici bir söz de değildir kanaatimce. Öz'ün olduğu yerde söze de gerek kalmaz çoğu zaman. Sessizlik de daha çok gerçek barınır. Her şeyde olduğu gibi sözün de hakkını vererek konuşmak lazım.
Son olarak, ayetin son kısmı da mühim. Allah'ın söylediği her sözün, her kelimenin bir anlamı vardır elbette. Sözü ile özü arasında fark bulunanlar için bir uyarı: "Akletmeyecek misiniz".
Gerçekten akletmeyecek miyiz ?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder