Öz-bilincin önemine dair içgörülerin ve içsel çatışmalara, özün kaybına, hatta psikosomatik sorunlara getirdiği analizin daha da şaşırtıcı olan tarafı ise Nietzsche'den kırk yıl, Freud'dan ise yarım yüzyıl önce yazılmış olmasıdır. Bu da, dönemindeki batı insanının bilinç yüzeyinin altında kalan ve yarım yüzyıl sonra infilak edecek olan şeylere dair Kierkegaard'ın olağanüstü bir hassasiyete sahip olduğuna işaret eder. ... İlerleyen yıllarda önemli bir insan haline geleceğinden emin olan Kierkegaard yaptığı keşif ve içgörülerin yaşadığı çağda kabul edilmeyeceğini gayet iyi biliyordu. Hicivli bir pasajda kendisinden bahsederken "Şu anda okumakta olduğunuz yazarın" diyordu, "felsefeci olmakla ilgisi yoktur; o ... ne Sistem yazan ne Sistem vaadi veren amatör bir yazardır; Sisteme dair bir arzusu da yoktur. ... tutkuların öğrenmek uğruna geçersiz kılındığı bir çağda, okurları olsun isteyen bir yazarın, ikindi uykusunda kolayca göz atılabilecek kitaplar yazmak zorunda olduğu bir çağda kendisini nasıl bir kaderin beklediğini rahatça görebilmektedir. ... Kaderinde, tamamen göz ardı edilmenin yazdığını bilir."
Keşfedilmesi ile birlikte yalnızca felsefe ve dine derin etkiler bırakmakla kalmadı, bilinçaltı psikolojisine de özel ve önemli katkılarda bulundu. Örneğin, Binswanger, Ellen West üzerine kaleme aldığı çalışmasında şöyle demiştir: "O(Ellen), keskin zekasıyla Kierkegaard'ın Öldüren Hastalık isminin altında tüm olası veçhesiyle tarif edip aydınlattığı hastalıktan mustarip. Şizofreninin varoluşçu-analitik yorumunu bundan daha ileri götürebilen bir başka metin tanımıyorum. Kierkegaard'ın bu metinde sezgisel bir dehayla, yaklaşan şizofreniyi fark etmiş olduğu söylenebilir..."
Rollo May - Varoluşun Keşfi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder