19 Aralık 2023 Salı

GÜNLÜK OKUMA PARÇASI 15

 GÜNÜMÜZDE DUYGU (Gefühl) ya da heyecandan (Emotion) fazlasıyla söz ediliyor. Duygu pek çok alanın inceleme konusu. İnsan aniden animal rationale* olmaktan çıkıp duygusal bir varlık oldu. Ancak kimse duygulara yönelik bu ani ilginin nereden geldiğini sorgulamıyor. Bilimsel duygu araştırmaları ne yaptıkları hakkında pek düşünmüyor sanki. Duyguların konjonktürü­nün her şeyden önce ekonomik süreçlerle bağlantılı olduğu gözden kaçıyor. Ayrıca tam bir kavramsal karmaşa söz konusu. Kimi zaman duygudan, kimi zaman heyecandan, kimi zamansa duygulanımdan (Affekt) bahsediliyor. 

Duygu heyecanla özdeş değildir. Örneğin bir insanın dil duygusuna (Sprachgefühl), oyun duygusuna (Ballgefühl), ya da merhamet duygusuna (Mitgefühl) sahip olduğunu söyleriz. Dil-heyecanı ya da merhamet-heyecanı diye bir şey yoktur. Aynı şekilde dil duygulanımını ya da merhamet duygulanımını da bilmeyiz. Yas da bir duygudur. Yas heyecanı ya da yas duygulanımı kulağa garip gelir. Gerek duygulanım gerekse heyecan salt öznel bir şeyi yansıtır, duygu ise objektif bir şeye işaret eder. 

Duygu bir anlatıya yer açar. Anlatısal bir uzunluğa ya da geniş­liğe sahiptir. Ne duygulanım ne de heyecan anlatılabilirdir. Gü­nümüz tiyatrosunda gözlemlediğimiz duygu krizi aynı zamanda bir anlatı krizidir. Anlatıcı duygu tiyatrosu yerini bugün gürültü­cü duygulanım tiyatrosuna bırakmıştır. Anlatının yokluğundan ötürü sahneye bir duygulanım yığını doldurulur. Duygunun aksine duygulanım bir mekan açmaz. Boşalmak için kendine çizgisel bir hat arar. Dijital ortam da bir duygulanım ortamıdır. Dijital iletişim anında duygulanım boşalmasını kolaylaştırır. Salt zamansallığı sayesinde dijital iletişim duygudan çok duygulanım nakleder. Shitstorm'lar** duygulanım fırtınalarıdır. Dijital iletişim açısından tipiktir bunlar. 

Duygu saptayıcıdır. "İçimde şöyle bir his var ... " deriz. Buna karşılık "içimde şöyle bir heyecan var ... " ya da " ... duygulanım var ... " demeyiz. Heyecan saptayıcı değil, edimseldir. Eylemlerle bağ­lantısı vardır. Dahası yönelimsel ve bir hedefe yöneliktir. Duygunun yönelimsel bir yapısının olması zorunlu değildir. Endişe duygusu genellikle somut bir nesneye ilişkin değildir. Yönelimsel bir yapısı olan korku ile arasındaki fark budur. Dil duygusu da yönelimsel değildir. Yönelimsel olmayışı onu dışavurumsal, yani heyecansal olan dilsel ifadeden ayırır. Belli bir şahsa yönelik olmayan evrensel bir merhamet, okyanussu bir dünya-duygusu da mümkündür. Heyecan da duygulanım da, duyguyu tanımlayan böyle bir boyuta erişemez. Onlar öznelliğin ifadeleridir. 

Duygu, heyecandan farklı bir zamansallığa sahiptir. Bir süreye imkan tanır. Heyecanlar duyguya oranla oldukça uçucu ve kısa sürelidir. Duygulanım ise genellikle bir anla sınırlıdır. Duygunun aksine heyecan bir durumu temsil etmez. Heyecan durmaz. Bir huzur heyecanı yoktur. Huzur duygusuysa bilinen bir şeydir. Heyecan durumu ifadesi çelişkilidir. Heyecan dinamik, koşula bağlı ve edimseldir. Heyecan kapitalizmi tam da bu özellikleri sömü­rür. Duyguysa edimsel olmaması nedeniyle kolay sömürülmez. Duygulanım edimsel değil daha ziyade indifaidir. Edimsel yönden yoksundur. 

"Hava" (Stimmung) ise hem duygudan hem de heyecandan farklıdır. Hatta duygudan bile daha fazla nesnellik içerir. Bir mekanın nesnel olarak şöyle ya da böyle bir havası olabilir. Hava bir "şöyle-oluş" ifade eder. Buna karşılık heyecanlar tam da bu şöyleoluştan sapmalarda ortaya çıkar. Örneğin bir yer dostça bir hava yayabilir. Bu tamamen nesnel bir şeydir. Dostça bir heyecan ya da duygulanımsa yoktur. Hava ne yönelimseldir ne de edimsel. İnsanın içinde bulunduğu bir şeydir. Haletiruhiyeyi ifade eder.*** Yani duruktur ve gruplaşmaya bağlıdır, heyecansa dinamik ve edimseldir. Haletiruhiyedeki "neyin içinde" sorusu değil, "nereye" sorusudur heyecanı belirleyen. Duyguyu tanımlayansa "ne için"dir. 

Kapitalizm Çağında Duygular adlı kitabında Eva Illouz duyguların neden tam da kapitalizm çağında böyle bir konjonktür sergilediği sorusuna hiçbir cevap vermiyor. Üstelik duygularla heyecanları aralarında hiçbir kavramsal ayrım yapmaksızın birlikte kullanıyor. Ayrıca kapitalizm çağında duyguları araştırmaya kapitalizmin ilk aşamalarından başlamak pek de anlamlı değil: "Weber'in Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu özünde heyecanların ekonomik davranışlardaki rolüne ilişkin bir tez içerir: Aralıksız sürdürülen girişimci eylemlerin merkezinde Tanrı'nın kavranamazlığının yol açtığı endişe duygulanımları vardır." "Endişe duygulanımı" hatalı bir kavramdır. Endişe bir duygudur. Duygulanımla uyuşmayan bir zamansallık tekabül eder endişeye. Sürekli bir durum değildir duygulanım. Duyguya özelliğini veren kalıcılık yoktur duygulanımda. Tam da bu sürekli endişe duygusudur aralıksız sürdürülen girişimci eylemlere yol açan. Dahası Weber'in analiz ettiği kapitalizm heyecandan çok, akılcı bir mantık izleyen, toplayıcı nitelikte çileci bir kapitalizmdir. Yani heyecanları sermayeleştiren tüketim kapitalizmini ele almaz. Tü­ketim kapitalizminde ayrıca anlamlar ve heyecanlar satılır ve tü­ketilir. Kullanım değeri değil, heyecansal ve kültsel değerdir tü­ketim ekonomisi için yapıtaşı niteliği taşıyan. 

Illouz, heyecanın ancak gayri maddi üretim kapitalizminde önem kazandığı gerçe­ğine de yer vermemektedir. Heyecan ancak günümüzde üretim aracı konumunu kazanmıştır. Illouz ayrıca Durkheim sosyolojisinin temel kavramı olan dayanışmanın, toplumsal failleri toplumun merkezi sembollerine bağ­layan bir "heyecanlar demeti" olduğuna işaret eder. Özet olarak "klasik kabul edilen modem sosyoloji kuramları örtük olarak, tam olgunlaşmış bir heyecan kuramı olmasa bile, en azından tek tek heyecanlarla kurulmuş bir dizi bağlantı içerir: endişe, aşk, azim, aldırmazlık, suçluluk - bütün bu heyecanlar modem çağa yol açan kopuşları ele alan tarihi ve sosyolojik anlatıların çoğunda yer almaktadır." Farklı sosyolojik kuramların heyecanla kurdukları (burada sıralanan) ilişkiler heyecanın günümüzdeki konjonktürünü kesinlikle açıklamaz. Ayrıca Illouz duygu, heyecan ve duygulanımı kavramsal olarak birbirinden ayırt etmez. "Aldırmazlık" ve "suçluluk" ne heyecan ne de duygulanımdır. Anlamlı olabilecek tek ifade suçluluk duygusudur. 

Illouz, heyecanın günümüzdeki konjonktürünün sonuçta neoliberalizme dayandığından bihaber gibidir. Neoliberal rejim, verimi ve performansı artırmak amacıyla, heyecanları kaynak olarak kullanmaktadır. Üretimin belli bir düzeyinde disiplin toplumunun ortamını temsil eden akılcılık, sınırına dayanır. Zorlama, engelleme olarak algılanmaya başlar. Aniden katı ve esneklikten yoksun bir izlenim verir. Yerini özgürlük duygusu ve kişinin özgürce gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan heyecanlılık alır. Özgür olmak heyecanlarını serbest bırakmak değil midir? Heyecan kapitalizmi, özgürlüğü kullanır. Heyecan özgür öznelliğin ifadesi olarak kabul görür. Neoliberal iktidar tekniği tam da işte bu özgür öznelliği sömürmektedir. 

Akılcılığı niteleyen özellikler nesnellik, genellik ve bunların yanı sıra istikrardır. Böylelikle de öznel, duruma bağlı ve uçucu olan heyecanlılığa karşıt konumdadır. Heyecanlar öncelikle durum değişikliklerinde, algı değişmelerinde ortaya çıkar. Akılcılıksa süreklilik, sabitlik ve kurallılıkla birlikte görülür. Sağlam ilişkilere yatkınlık gösterir. Verimi artırmak için sürekliliği giderek aşındırıp istikrarsızlık üreten neoliberal ekonomi, üretim sürecinin heyecana dayanmasını teşvik eder. İletişimin hızlanması iletişimin heyecan kazanmasını kolaylaştırır, çünkü akılcılık heyecanlılıktan yavaştır. Adeta hızsızdır. Böylece de hızlanma baskısı bir heyecan diktatörlüğüne yol açar. 

Tüketim kapitalizmi ayrıca talep ve ihtiyaç yaratmak için heyecanlardan yararlanır. Emotional Design tüketimin en yüksek dü­zeye ulaşmasını sağlamak amacıyla heyecanların modelini çıkarır, heyecan şablonları biçimlendirir. Son tahlilde günümüzde tü­kettiklerimiz şeyler değil heyecanlardır. Şeyleri sonsuz olarak tüketmek mümkün değildir, ama heyecanlar için bu mümkündür. Heyecanlar kullanım değerinin ötesine doğru gelişir. Böylelikle de yeni, sınırsız bir tüketim alanı açarlar. 

İnsanın her şeyden önce iş görmek zorunda olduğu disiplin toplumunda heyecanlar daha ziyade arıza olarak görülüyordu. Ortadan kaldırılmaları gerekiyordu. Disiplin toplumunun "düzenlenmiş ortopedi"si şekilsiz bir hamurdan duygusuz bir makine biçimlendirmek zorundaydı. Makinelerin en iyi çalıştığı durum heyecan ve duyguların tümüyle devre dışı bırakıldığı durumdur. 

Heyecana günümüzde bu kadar rağbet edilmesinde, içinde ileti­şime dayalı etkileşimin giderek önem kazandığı yeni gayri maddi üretim tarzının hiç de azımsanmayacak bir rolü var. Şimdi bilişsel becerinin yanı sıra heyecansal beceri de beklenmektedir. Bu gelişmenin sonucunda kişinin tümü üretim süreci içine monte edilir. Buna uygun olarak Daimler-Chrysler'in bir duyurusunda "Davranış da hizmetin yerine getirilişinde önemli rol oynayan bileşenlerden biri olduğu için ilgili değerlendirmelerde işçinin sosyal ve heyecansal becerileri de giderek artan bir şekilde göz önüne alınacaktır," denmektedir. Böylece sosyal olan, iletişim, hatta davranış bile sömürülür. Heyecanlar, iletişimi optimize etmek üzere "hammadde" olarak kullanılır. Hewlett-Packard "HP, içinde iletişim ruhunun, bağlantı ruhunun estiği, insanların birbirleriyle iletişimde bulunduğu ve karşısındakine yöneldiği bir şirkettir. Duygulanımsal bir ilişkidir bu," der. 

Şirketlerin yönetim kademelerinde bugün bir paradigma değişimi sürmektedir. Heyecanlar giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Akılcı yönetimin yerini heyecansal yönetim almaktadır. Gü­nümüzün işletmecisi, yöneticisi, akılcı davranış ilkesini terk eder. Giderek daha çok bir motivasyon antrenörüne benzer. Motivasyon heyecana bağlıdır. Hareket (motion) bunları birbirine bağlar. Olumlu heyecanlar motivasyonda artış sağlayan mayadır. 

Heyecanlar belli davranışlara yol açmaları ölçüsünde edimseldir. Eğilim olma nitelikleriyle davranışın enerjik, hatta duyumsal temelini temsil ederler. Heyecanlar, dürtülerin de yer aldığı limbik sistem tarafından kontrol edilir. Davranışların, insanın çoğu zaman farkında olmadığı, düşünce-öncesi, yarı-bilinçli, bedenseldürtüsel düzeyini oluştururlar. Neoliberal psikopolitika, eylemleri bu düşünce-öncesi düzeyde etkilemek amacıyla ele geçirir heyecanları. Heyecan üzerinden kişiyi derinden yakalar. Heyecanın kişilerin psikopolitik yönlendirilişinde son derece etkili bir araç olması bu yüzdendir. 

*Akıllı hayvan.

**Bok fırtınası". Dijital ortamda hızla beliren büyük sayıdaki olumsuz, yer yer hakarete varan yorumlar.

***Bir yerde/durumda bulunmak" (sich in ... befinden) ile "haletiruhiye" (Befındlichkeit) arasındaki benzerlik Türkçede kurulamıyor. 

Byung-Chul Han - Psikopolitika 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

OTOMATİK VE VERİMLİ; EKSİK VE KEYİFSİZ(2)

 Birinci bölümde emek ile değer arasındaki bağı, bilişsel boşaltmanın beyni nasıl zayıflattığını ve süreçten çıkan insanın neyi kaybettiğini...