21 Mart 2024 Perşembe

RAMAZAN GÜNLÜKLERİ 6

Biz müslümanlar nedense rızık meselesini sanki tam çözebilmiş değiliz. Bunu da nereden çıkarıyorum ? Paranın, genelde biz her çaba gösterdiğimizde gelmesi gereken bir nesneymiş gibi algılandığını deneyimliyorum etrafımda. Buna dair biraz çalışma yapmak istedim. Başlangıç olarak da şu güzel hadisi seçtim:

“Âdemoğlu, malım malım deyip duruyor. Ey âdemoğlu! Yeyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var ki?” (Müslim, Zühd 3-4. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 31, Tefsîru sûre(102) 1; Nesâî, Vesâyâ 1)
Hadisin en net mesajı şu olsa gerek: harcayıp amel ettiğimiz, yani kullandığımız para haricinde hiçbir şey bize ait değil. Nihayetinde de elimizdeki nimetlerden ve bunları nasıl kullandığımızdan hesaba çekileceğiz.

Bu konuda benim aklıma gelen ilk örneklerden biri Hz.Ali'dir. kendisinden bir çok rivayet bulunur. Birkaçını burada zikredelim:

Ey para! Sen avcumda oldukça benim değilsin.
Bu söz, bizlerin para ile olan ilişkinin tersine bir şeyler söylemektedir. Şimdilerde bizler biriktirdiğimiz paranın, cebimizde olan paranın bizlerin olduğunu düşünürüz. Oysa Hz. Ali şöyle buyuruyor:
  Seni korudukça, bekçiliğini yaptıkça sen benim hizmetimde değilsin, benim malım değilsin, çünkü ben senin hizmetindeyim ve ben senin malın olmuşum.
 Oldukça çarpıcı bir dünya görüşü. Cebimizde duran paranın bize bir statü veya değer atfettiği yanılgısı böyle bir algı ile çözülebilir.

Klasik bir söz vardır ancak ben sizlere yine de burada bunu tekrar etmek istiyorum. Hasan Basri şöyle demiş:
Kuran’ın iki kapağı arasındakileri okudum. 90 yerde Allah’ın rızka kefil olduğunu gördüm. Sadece bir yerde ise şeytanın insanı fakirlikle korkutacağını gördüm. Ve insanın, Rabbinin 90 yerdeki vâdini unutup şeytanın sadece bir yerdeki yalanına kandığını da gördüm.
Gerçekten de bizler bazen bu hakikati unutur ve rızık için başkalarından yardım dileriz, hem de Fatiha Suresinde her gün "... ve yalnız senden yardım dileriz." dememize rağmen. Her gayretin bir karşılığının olduğunu(Necm/39) ancak bu karşılığı belki de ne kadar gayret o kadar ekmek tarzında lineer bir ilişki gibi ele alır, rızkımızı yanlış yollarda aramaya başlarız.

Tabii bir de şu var: Rızkı kazandıktan sonra Rezzak olan Allah'ı unutmak. Güzel kısa bir hikaye vardır:
Kamil bir zata sorarlar. “Efendi , bu kadar hayır hasenat yaparsın hiç gurura kapılıp kendini üstün görmez misin?” “O nasıl söz “der. “ Hiç aşçının elindeki kepçe ben insanları doyuruyorum diye kibre kapılır mı? ben bir kepçeyim HAK ihsanını kullarına benimle dağıtıyor.”
Bu hikaye iyilik ile alakalı olsa da çıkarılması gereken ders rızık için de geçerlidir. "Rızkı ben kazandım." gibi bir kibir, yerini hamdetmeye bırakmalı. Cepte çok olana karşılık gönülde de çok olmalı ki hamd, kibre kapılmadan Allah rızası için işler yapabilelim. 

Yazıyı bildiğimiz o güzel dua ile kapayalım:

Sevdiğim şeylerden rızık olarak bana her ne verdiysen onları, senin sevdiğin konularda bana güç ve kuvvet yap. Allah'ım! Sevdiğim şeylerden her neyi benden aldıysan onları da senin sevdiğin hususlarda benim için bir vesile kıl.” (Tirmizi, Deavat, 74, [Hadis no:3491].)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

OTOMATİK VE VERİMLİ; EKSİK VE KEYİFSİZ(2)

 Birinci bölümde emek ile değer arasındaki bağı, bilişsel boşaltmanın beyni nasıl zayıflattığını ve süreçten çıkan insanın neyi kaybettiğini...