"Hasetten sakının. Çünkü ateşin odunu yakıp tükettiği gibi haset de iyi amelleri yakar, bitirir." (Ebu Davud, Edeb, 44; İbn Mace, Zühd, 22)"
Hasede aferin, ne kadar da adil! Öldürmeye önce sahibinden başlıyor..
Peki hadis'e dönecek olursak, niçin iyi amelleri yakar, bitirir ? Kanaatimce şunu söyleyebiliriz: Rabbimiz dilediğine dilediği ölçüde rızık vermektedir. Haset, Allah'ın bu dilemesine neredeyse karşı gelmektir. Çünkü başka bir kardeşimize verilen nimete kötü niyetle bakıyor olma durumudur haset. Günü geldiğinde verilmiş olan o rızkın kişiden geri alınmasına sevinmektir. Oysa "Müslüman, müslüman'ın kardeşidir." cümlesini günlük hayatımızda çok kullanırız. Daha da önemlisi şu rivayeti hatırlamamız gerekir:
“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”(Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71-72. Ayrıca bk. Tİrmizî, Kıyâmet 59; Nesâî, Îmân 19, 33; İbn Mâce, Mukaddime 9)
Bu hadis bağlamında haset ve iman bağlantısını şöyle özetleyebiliriz: Gerçek anlamda iman etmiş olmak için haset etmememiz gerekir. Çünkü haset kendimiz için istediğimizin başkasında olmasına duyulan kötü duygudur.
Haset duygusunun hayatımızı nasıl etkilediğine dair kısa birkaç not da düşebiliriz:
1-Haset ve gıpta birbirinden farklı duygulardır. Gıpta'yı haset'ten ayıran şey, hasedin kötü niyetten sıyrılıp, yalnızca başkasında olan nimetin kendisinde de olmasını arzulamaktır.
2-Haset ve Kıskançlık da birbirinden ayrılabilir. Kıskançlık daha çok elde olanın gitmesine karşı duyulan korkudur. Mesela bir insan sevdiğini başkasından kıskanır. Biz bu kıskanma duygusunun yerine hasedi yerleştiremeyiz. Haset daha çok kendi istediğinin kendisinde değil de başkasında olmasından duyulan acıdır.
3-Haset, Cenab Şehabeddin'in özetliği gibi "başkasının balını kendine zehir etmek"tir. Gayret göstererek bala kendimiz de ulaşacağımıza, kendimize zehir etmemiz bizi hem bal'dan mahrum bırakmaktadır hem de öldürmektedir.
4-Haset, dünyalıktır ve bir miktar da kötülük sevgisidir. Arkasında hiçbir mantıklı gerekçe yoktur. Gıpta edip azmedeceğimiz yerde, aşırı hırsımız bize haset beslemeye sebep olur. Burada azim ve hırs'ın ne kadar farklı kavramlar olduğunu anlayabiliriz.
5-Hasette tamahkarlık vardır. Yani eldeki ile yetinmemek, fazlasını istemek. Bir bakıma şunu da ekleyebiliriz: Haset, şükre de mani kötü bir duygudur.
6-Sosyal medya haset duygusunu tetikleyen önemli bir mecradır. Çünkü elimizde olmayan onca şey başkaları tarafından teşhir edilir. Başkalarındaki bu 'güzel sunulmuş hayatlara' karşı tamahkar oluruz. Oysa yaptığımız yanlış kıyastır. Rabbimiz şöyle buyurur:
Bilmezler mi ki, Allah rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. Elbette bunda iman edip onda derinleşecek insanlar için nice dersler vardır.(Zümer/52)
Rızık konusu Kuran'da çok sık geçmektedir. Bu ayetlerde her seferinde Rabbimiz 'Rızkı dilediğime bol verir; dilediğime az veririm.' diye bizlere buyurur. Bunca tekrara rağmen Rabbimiz Bakara Suresinin 268. Ayetine 'Şeytan sizi fakirlikle korkutur...' diye başlar ve gerçekten de çoğumuz bu duruma düşeriz.
Özetle diyebiliriz ki Haset duygusu bizlere hayatı zindan eder, üstelik biz bu zindanda da zehirlenir gideriz. Gıpta etmek, şükretmek varken; Şeytan'ın oyunlarına gelmemek gerekir. Rızık vereni unutmamak gerekir. Gayreti unutmamak gerekir.
Yine de etrafımızda Haset edenler elbet olacaktır. Bu yazıyı Felak suresinin meali ile bitirelim:
De ki: "Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder