Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e Necid ahâlisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e iyice yaklaşınca gördük ki, İslâm'dan soruyormuş. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Gece ve gündüzde beş vakit namaz" demişti ki adam tekrar sordu: "Bu beş dışında bir borcum var mı?" Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır ancak istersen nâfile kılarsın." dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Ramazan orucu da var." deyince adam: "Bunun dışında oruç var mı?" diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır! Ancak dilersen nâfile tutarsın." dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ona zekâtı hatırlattı. Adam: "Zekât dışında borcum var mı?" dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır, ama nâfile verirsen o başka!" dedi. Adam geri döndü ve gider ayak: "Bunlara ilâve yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım." dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) da: "Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir." buyurdu. Veya "Sözünde durursa cennetliktir." buyurdu. [Buhârî, İman 34; Müslim, İman 8, (11); Nesâî, Sıyâm, 1, (4, 120); Ebu Dâvud, Salât 1, (391); Muvatta, Kasru's-Salât fi's-Sefer 94, (1, 175)]
Konuyu biraz daha açalım: Dinin gereklerine bir sürü ilave gereklilik ekleyerek insanları bombardıman altına atmaya gerek yok. Birkaç kere bununla ilgili garip olaylara şahit oldum. Bir arkadaş diğerine "Eğer ilk sünneti kılmazsan kılacağın farz kabul olmaz." diyor. Öğle namazının ilk 4 rekatlık sünnetini farza önkoşul olarak ilave etmiş arkadaşımız. Oysa bu hadiste de gördüğümüz gibi, eğer istersek nafile kılabiliriz. Nafile namaz kılmak elbette çok önemli bir ibadettir. Rabbimiz bize Maide Suresinin 35. Ayetinde
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının! Allah'a yaklaşmak için iyi güzel hayırlı yollar arayın! Allah yolunda mücadele verin ki kurtuluşa eresiniz.
diyerek bizlere nafile ibadet etmek ile kendisine yakınlaşabileceğimizi söylemektedir. Ancak meselemiz bu değildir. Sorun, farz ibadetleri henüz tamamen yerine getirmekte zorlanan bir insanın üzerine fazladan yük yüklemektir. Her şeyin bir zamanı vardır. Mesela şöyle bir rivayet vardır:
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-’dan rivâyete göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Muâz’ı Yemen’e vali olarak gönderdiğinde ona şöyle buyurdu: «Sen ehli kitap denilen bir topluma gidiyorsun onları Allah’tan başka hak bir ilah olmadığına benim de onun elçisi olduğuma şehâdet etmeye davet et.» Başka bir rivayette: «Allah'ı birlemeye. Buna uyarlarsa Allah’ın bir gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı emrettiğini bildir. Bunu da kabul ederlerse onlara zenginlerden alınıp fakirlere verilecek olan zekâtın da farz kılındığını bildir. Bunu da kabul ederlerse mallarının en iyilerini almaya kalkma! Mazlum kimselerin bedduasından sakın! Çünkü Allah ile mazlum kimselerin arasında perde yoktur.»[Buhârî, Zekât 41, 63, Megâzî 60, Tevhîd 1; Müslim, Îmân 29-31. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 5; Tirmizî, Zekât 6; Nesâî, Zekât 46; İbni Mâce, Zekât 1]
Bu rivayet bize aslında birçok şey anlatıyor. Benim bu rivayette en dikkat ettiğim hususu başka bir rivayet ile açıklayayım:
"Kolaylaştırın, zorlaştırmayın ve müjdeleyin." Bir rivayette de: "...Isındırın, nefret ettirmeyin..." buyrulmuştur. [Buhârî, İlm 12, Edeb 80; Müslim, Cihad 6, 7, (1732-1733)]
Eğer tebliğ görevi üstleniyorsak, bu kaideleri dikkate almak zorundayız. Yoksa insanları dinden soğutan sosyal medya vaizleri gibi olur, bunun sonunda da Allah'ın dinini öğretmeye çalışırken dinden uzaklaştırma vazifesini üstlenmiş oluruz. Çoğu zaman "Ya hayır söyle, ya da sus." sözünü unutmamak gerekir. İnandığımız dine en çok zararı müslüman olmayan biri değil de "Müslümanım" diyen birileri veriyorsa, burada büyük problem var demektir. Saygılarımla.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder