Evlilik hakkında konuşulanları takip ediyorum uzun bir süredir. Sürekli bir mehir tartışması, kriterler listesi önüme düşüyor; Bir yandan da "Erkek şöyle olmalı, kadın böyle olmalı." gibi dayatmalar okuyorum. Bakıldığında evlilik kurumuna dair her şey yazılıp çiziliyor ancak evliliğin iki 'insan' arasında gerçekleştiği ve sevgi temelli olduğu ıskalanıyor gibi. Sanki evlilik özgeçmişlerin uyuşmasına dayalı bir mevzuymuş gibi gözüküyor böyle bakıldığında. Oysa tüm kriterlerimiz uygun olduğunda sevmiyor olmamızı nerede değerlendireceğiz ? Biraz bu konular hakkında sohbet edelim.
Scott Peck, "Az Seçilen Yol" kitabında kendisine göre bir sevgi tanımı belirler. Onun için sevgi, "İnsanın kendi benliğini (kendisinin ya da başkasının ruhsal tekamülünü desteklemek amacıyla) genişletme iradesidir." Bu tanım aslında bir çok kapıyı bizim için aralıyor. İlk olarak, belli ki insan kendini sevebildikçe başkasını da sevebilmektedir. Kendisini sevmeyen bir kişinin başkasını sevebilmeyi bilmesi pek mümkün değildir. İkincisi ise, başkasının/kendisinin tekamülünü desteklemenin acı ve zorluklar ile dolu olması sebebi ile insanın bazı karakteristiklere sahip olması veya bu yönlerini geliştirmesi gerektiğidir. Bunun için sabra, şefkate, merhamete ve geçinmek için gönüllü olmaya ihtiyacımız var. Böyle bakınca sevmenin epey çaba gerektiren bir şey olduğunu da anlamış oluyoruz.
Erich Fromm da bunu dile getirmişti "Sevme Sanatı" kitabında: "Bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının, çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek sevgisine inanmayız. Sevgi; sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etken ilgidir." Sevmek, ilk anda pasif bir durum gibi başımıza gelirken, sonrasında tamamen ilgilenmeye, bilgilenmeye yöneliktir. Sevmek bir eylemdir, sadece söze bakmaz. Ayrıca, Scott Peck'in de vurguladığı üzere, karşısındakinin büyümesi için de verilen emektir.
Sevmek ile ilgili olarak bir de Toni Morrisson'un sözünü aktarabiliriz: "Sevgi asla sevenden daha iyi değildir.". Seven'in sevgisi de bir noktada kendisi gibidir. Narsistik kişinin sevgisi başka, öz-sevgisi olan insanın sevgisi başkadır. Doğan Cüceloğlu'ndan da yararlanmak gerekirse, narsist bir birey, karşısındaki insanı bir 'Can' olarak değil, onun kendi egosunu besleyen, toplumda onun 'Yüz'ünü parlatan bir makyaj, bir aksesuar gibidir.
Sevgi'den epey bahsettik. Çünkü sevgi, evliliğin temel yapı taşıdır. Evleneceğimiz insanda pek tabii kriterler aranır, aranmalıdır da. Ancak karşınızdaki kişi için "Bu kriterleri sağlıyor mu?" sorusundan daha önce " Karşımdaki nasıl bir insan ?" diye sormamız gerek. Çünkü kriterler üzerine evlilik yapılmaz. Kriterler evin süsü gibidir. Ancak evin içinde yaşayacak kişiler daha önemlidir. Ev her ne kadar güzel gözükse de içinde yaşayan insanlar orayı yaşanır kılar.
O halde evliliğe bakarken sıralamayı değiştirmemiz gerek: Önce "Nasıl bir insan?" sorusu gelir; bu soru ile karşımızdakinin karakterini, değerlerini, hayata bakış açısını anlarız. Sonrasında ise sevgi yeşerir veya yeşermez. Bazen sevgi en başta yeşerir, değerler, karakterler uyuşmaz. Burada diretmemek gerekir. Bazen ise kriterler uyar ancak sevgi yeşermez. Burada da yapacak bir şey yoktur. Değerler uyuşur, sevgi de varsa, kriterler üzerinde konuşulur, uzlaşılır ve yol bulunur. Sevgi bunu gerektirir. Değerler uymuyor ve sevgi de yoksa, kriterler ne kadar tam olursa olsun o evlilik iki yabancının aynı evi paylaşmasından başka bir şeye dönüşmez. Zeyd bin Harise ve Zeynep bint-i Cahş arasındaki evlilik ile Hz.Hatice ve Peygamberimiz arasındaki evlilik gözönüne alındığında elimizde bu yönde esaslı bir bilgi var olur.
Son olarak şunu da söylemek isterim: Sevgiyi konuşmak, kriterleri reddetmek değildir. Evi, işi, geçimi, denkliği konuşun. Ama bunları konuşurken sevgiyi es geçmeyin. Çünkü sevgi olmadan sürdürülen birliktelik evlilik değil, tahammüldür. Ve tahammül bir gün biter; sevgi ise büyüdükçe büyür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder