Psikologların en büyük hatalarından biri de sebep-sonuç ile neden-sonucu karıştırıyor olmaları olabilir mi ?
Bir örnek: İntihar eden insanın motivasyon kaynağını başkalarına acı vermekten haz almaya bağlamak bir neden-sonuç ilişkisi iken(dışsal motivasyon), kişinin hayalinde başkalarının acı çekebileceğini düşünerek kendisine verilecek olan değeri gözünün önüne getirmek, yani kendisine değer verildiğinin hayalini kurmak, bir sebep-sonuç ilişkisidir kanaatimce. Buradaki neden-sonuç ilişkisi eğer farkına varabiliyorsak, işi daha deterministik veya bir başka deyişle mekanize düşünmeye eğilimli gibi.
----------------------o-----------------------------------o------------------------------
Her gördüğümü bir söze sığdıracak kadar gönlümden bihaber değilim. Zaten sığacak değiller; sığdırabilenler dertlerine yansın.
----------------------o-----------------------------------o------------------------------
Olabileceğimiz en iyi "kusurlu insan" olalım. Sahtekarlığa, iki yüzlülüğe gerek yok.
----------------------o-----------------------------------o------------------------------
Mesele, bahsedildiği gibi değil bence. Allah korkusu ile ibadet etmenin ahlaka uygunluğunu tartışmak bana göre pek anlamlı değil. Çünkü mesele korku ile ilgili değil çoğu Müslümana göre. Korku dıştan gelen etkilere bağlıdır çoğunlukla. Bir insan ortada hiçbir şey olmadan korkabilir mi ? Ancak sevgi böyledir, ortada hiçbir şey yokken de sevgi vardır. Sevgi hepimizi, her şeyi kuşatır. Konuya dönecek olursam, Allah korkusu ile değil, Allah sevgisi ile yardım etmek ve benzeri ibadetleri yerine getirmenin felsefe araştırmacılarının(filozofların değil) tartıştığı bağlamda ahlaken gayet de doğru olduğunu düşünüyorum(yine mevzu sebep-sonuç ile neden-sonuç bağlamına döndü). Zaten onlara göre, yaşadığımız müddetçe yaptığımız hiçbir şeyi herhangi bir beklenti içerisinde olmadan, o şeyi sadece yapmamız doğru olduğu için (ki Konfüçyus öğretisinde de bu, ahlaki bakımdan bir zorunluluğa işaret eder) yapmamız gerekir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder