5 Eylül 2025 Cuma

DİNLE[N]MİYORUZ

Hayat, eskiye nazaran daha hızlı geçiyor artık. Yaşadığımız hız çağında her şey anlık olup bitiveriyor. Teknolojik olarak hızlandık ancak zamanımız yine de hiç yok. Hatta eskisine nazaran daha fazla çalışmaya ve üretmeye başladık. Bu da bizi daha yoğun ve daha yorgun bir toplum haline getirdi.

Bu yorgunluk ve yoğunluk bizden epey bir şey alıp götürüyor farkında olmadan. Bunların arasında en önemlilerinden biri de dinleme yeteneği. Artık 4 dakikalık bir müziği dinleyemez, 40 dakikalık videoları hızlandırmadan izleyemez olduk. Dinleyemediğimizi pek anlamıyor, anlayamadığımızı da normal olarak derinleştiremiyoruz iç alemimizde. Bunun yanında, dinleyemediğimiz zaman dinlenemiyoruz da. Dinlemek ve dinlenmek, aynı kökü ve kaderi paylaşan iki kelime..

Bugün özellikle üç alanda kulaklarımız sağırlaştı: başkalarını dinlemekte, kendimizi dinlemekte ve sessizlikte saklı olan hakikati işitmekte. Bu üç şeyi sırayla ele alalım.

Karşımızdakini tam dinlemiyoruz. Bazen belli bir noktada artık dinleyeceğimizi dinlemiş olduğumuzdan, cevap verme sırasının gelmesini bekliyoruz. Bazen ise karşımızdakini anlamaya çalışmaktan çok, kendi zihin dünyamıza göre değerlendiriyoruz. Güzel bir ingilizce deyim vardır: Başkasının ayakkabısını giymiyoruz. Kendi konforlu hayatımızdan çıkıp diğerkâmlık göstermiyoruz. Bu hali ile kimseye şifa olamıyor, kimsenin derdine ortak olamıyoruz. Acı paylaştıkça azalacakken, dinlemediğimizde iki ediyoruz kim bilir. Oysa başkasının ayakkabısını giyerek, ağzından çıkan kelimelerin ötesine geçebiliriz. Onları kendi dünyamıza göre değil, içinde bulundukları hale göre değerlendirebiliriz. Peygamberimizin(s.a.v) iletişim ilkelerini örnek alabiliriz. O, dönünce bütün gövdesi ile dönerdi. Kendi için, " Andolsun, içinizden size öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkün, mü’minlere şefkatli, merhametlidir” denilerek ümmeti için diğerkâmlık örneği olmuştur. Bu ilkeleri, dinleme konusunda kendimize şiar edinebiliriz.

Kendimizi dinlemiyoruz. Bu yüzden dinlenemiyoruz. İçimizdeki yorgunluğa çare olacak tek ses, aslında yine kendi iç sesimizdir. Ama biz onu bastırıyoruz. Birden çok yaşamın içinde yürüyorüz; sosyal yaşamın kalabalığı, mesleki yaşamın telaşı, aile yaşamının sorumluluğu.. Derken kendimizi, kendi iç alemimizi yaşantılayamıyoruz. Bu kadar hengame arasında kendimizi dinleyemiyoruz. Kendisine kulak kesilmeyen insan da kendisini tanıyamaz, dünya hayatının gürültüsü arasında yolunu kaybeder. Üstelik elini tutacak birini bulmak da bu hali ile zordur. Çünkü  kendimizi dinleyemediğimiz sürece, başkasını da nasıl dinleyeceğimizi öğrenemeyiz.

Hayatın fısıltılarını ve sessizlik içinde barındırdığı gerçekliği de dinleyemiyoruz. Bir gürültü çağındayız. Etrafımızda kötücül tellallar koşuşturuyor. Sürekli yukarı/aşağı kaydırdığımız kısa videolarda, televizyon ekranlarında gördüğümüz kanallarda dolaşıyor. Bizi sessizlik ile yalnız başına bırakmamak için yüksek sesle bir şeyler anlatıyorlar. Biliyorlar ki insan gürültünün altında rahat ediyor çünkü kendimizle, kendi gerçekliğimizle yüzleşmek zor geliyor. Biliyorlar ki insanı sessiz bıraktıklarında gürültü sisi ortadan kalkacak ve gerçeklik kapıdan içeri girecek, nihayetinde dönüşüm için kıvılcım olacak. Çünkü sessizlik kendimize tuttuğumuz bir aynaya benzer. Kendimizle konuşabilmemizin zeminidir sessizlik. Duygularımızın, ihtiyaçlarımızın farkına varabilmek için gerekli olandır.

Kendini duyan, gerçek hayatı da duymaya başlar. Hayat, ancak kendisine kulak verene konuşur. Gürültünün içinde kendine yer bulamaz. Zaten gürültü unutturur, sessizlik hatırlatır. Sessizlik gerçeğin en gür sesidir de diyebiliriz. Gürültüde ne dinlenebiliriz ne de dinleyebiliriz. Bu sebeple kendi varoluşumuzun kapısını da aralayamayız. İnsanın kendine dönüş yoludur dinlemek. Dinlemediğimiz her gerçeklik, günün sonunda öcünü alacaktır elbet.

Heidegger ne demişti hatırlayalım: "Başkalarını yada kendimizi nasıl dinleyeceğimizi unuttuğumuz için ıstırap çekiyoruz.". Bu da kendi özümüzü nasıl da unuttuğumuzu açığa kavuşturuyor. Nasıl dinleneceğini unuttuğumuz için kendi özümüzü de unuttuk. Belki de yeniden öğrenmemiz gereken tek şey, dinlemektir. Sessizliği, kendimizi ve birbirimizi dinleyebildiğimizde, hayat yeniden derinliğini bulacak. Çünkü insan, dinlediği ölçüde yaşar; dinlemeyi bıraktığında ise kendinden sürgün olur.


(...)De ki: “O, sizi dinlerken hep hayrınıza dinleyen ve hakkınızda ancak iyi sözleri işitmek isteyen bir hayır kulağıdır. Allah’a inanıp itimat ettiği gibi, mü’minlerin sözlerine de inanır ve değer verir. Ayrıca o, içinizden iman edenler için kavrayamayacağınız büyüklükte bir rahmettir.(...)” (Tevbe,61)


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

OTOMATİK VE VERİMLİ; EKSİK VE KEYİFSİZ(2)

 Birinci bölümde emek ile değer arasındaki bağı, bilişsel boşaltmanın beyni nasıl zayıflattığını ve süreçten çıkan insanın neyi kaybettiğini...