İnsanın ruhunu okşayan bir eylül akşamıydı. Hafiften yağmur başlamış; herkes bir sığınak, yağmurun kendisine dokunamayacağı bir yer arayışındaydı, adeta hatalarından kaçarcasına. O ise yağmurun altında, şapkasını dahi başına geçirmeden yürüyordu. Bir kere ıslanınca, gerisinin bir önemi kalmıyordu. Kendi içinde yolculuğa çıktığında, hataları ile yüzleştiğinde, hata denizinde bir kere yüzmek zorunda kaldığında artık can çekişerek de olsa yüzmeyi öğrenmek zorunda kalıyordu insan ve artık bir kere kendi içine halat atıp çekmeye başladığı zaman rahat batmaya başlıyordu. Neyse, yürüyüşü bir cami avlusuna girdiğinde bitmişti. Artık düşünmeyi bırakıp kendini teslim etme vakti. Çağrışımlar. İnsan bir kere camiye, Rabbin evine girdiğinde artık vicdan söz hakkını eline alır, konuşur da konuşur. Camiye gürültünün girmesi yasaktır, vicdan da sessizce konuşur. Sessizlikte yankılanır çoğu gerçek. Çok konuşuyorsak, gerçeği çok susturuyoruz demektir. Şimdi akşam ezanı okunuyor, Rabbin huzuruna gitme vakti. Onca günahı aklından geçerken bir anda namaza durdu. Sanki namaz esnasında, Rabbinin huzurunda öyle bir namaz kılıyor ki, aklından geçen her günah için Allah " Sildim, bunu da sildim." der gibi, kalbi mutmain olmuş insanın hoşnutluğu okunuyor yüzünden. Secdeden bir an olsun anlını kaldırmıyor, sanki günahı affedilene kadar orda kalıyor gibi. Ardından namazını bitirip, biraz Kuran-ı Kerim okumak için bir rahle alıp sırtını veriyor klimaya. Hayat kitabını raftan alıp başlıyor okumaya. Okudukça teskin oluyor, kendini dünyadan azade hissediyor. İşte insan Furkan'ı böyle okumalı. Birçok insan Kuran'ı diğer kitapları okur gibi inceliyor, birçoğu Kuran'ı kendisi için okumaktan çok başkalarına hüküm vermek için okuyor. Akıl sahibi çok, ancak aklıselim az. Kalp hakkında konuşan çok, ancak kalbiselim az. Kalbin süzgecinden geçmeyen bilgi, duygu ve düşünceler insanı aşağı seviyelere çekiyor. Aklı kutsallaştırıp duruyor, Kuran'ı yalnızca mantığa dayalı hallere sokuveriyorlar. Bir kere de kendimiz için okusak ah! Kuran'ı yerine yerleştiriyor, emanet ahlakını gözetmesi gerektiğini bilerek. Geri dönüş yolunda artık yağmur dinmişti. Sanki yağmurun yağması ve dinmesi ile bağlantılı olarak, yağmur gibi aklına gelen günahlarının affedildiğini hissetmiş ve Allah'tan hiçbir zaman ümit kesilmeyeceğini bir kere daha hatırlayıp yolu temaşa ederek evine dönmüştü. Uyumak için yatağına geçip, günü verimli geçirip geçirmediğini düşündü. Hemen sonra kullandığı kelimeden tiksindi, çünkü verimliliğin, aldığın ile verdiğin arasındaki farkın gözetilerek hesaplandığını biliyordu. Oysa o yalnızca vermişti; o an alması gerekmedi hiçbir şeyi. Bu düşüncelere dalarak ansızın uyuyakaldı. Dönsün günler!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder